h1

Tayvan


Kimisine göre Milliyetçi Çin, kimisine göre yalnış telafuzuyla Tayvant hatta bazılarına göre ise hiç bir bağlantısı olmamasına rağmen Tayland. İsmini elektronik ürünlerinin arkasında sık sık gördüğümüz Uzakdoğu’nun en ucunda kalan yerlerinden biri Tayvan, ya da resmi adı ile Çin Cumhuriyeti. Güneydoğu Asya’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin hemen dibinde, doğusunu Pasifik okyanusuna dayamış 35.980 km² büyüklüğünde yemyeşil, güzel, kalkınmış ve dünyadaki birçok gelişmiş ülkeden de daha rahat şartlara sahip olan Tayvan adasını bu yazımda sizlere anlatmak istiyorum. Tayvan sahne ve televizyonlarında yer alarak penceremi önce Uzakdoğu daha sonra dünyaya açtığım bu şirin diyarı dilerim daha yakından tanıdıkça sizlerde çok seveceksiniz. Bu yazımda Tayvan’ın daha çok tarihi ve siyasi yönlerini anlatacağım daha sonraki yazılarımda biraz daha turizme yönelik olarak yazmayı düşünüyorum. Hazırsanız buyrun Tayvan’a.

Tarih ve Siyaset

Yüzyıllar öncesinde Portekizli denizcilerin adayı keşifleri ile başlayan modern tarihi boyunca sürekli dış dünyadan gelen istilalar ile boğuşan Tayvan adasına ilk takılan isim “İlha Formosa” yani “Güzel Ada” idi. Portekizlilerin 1544’de adaya ayakbastıklarında karşılaştıkları halk ise bugün adanın neredeyse tamamını oluşturacak kadar büyük bir nüfusa sahip olan Çinliler değil, adanın binlerce yıldır kendi hallerinde ve batılı uluslara göre çok daha ilkel şartlarda yaşayan yerliler yani diğer bir değişle “Aborijin”lerdi. Adanın dört bir yanına yayılmış ve bugün Tayvan hükümeti tarafından koruma altına alınmış farklı kültürel gruplar halinde yaşayan Aborijinler, dış güçlerin adaya ayak basmasına kadar kendi imkanları ile yaşarlarken batılıların bu güzel adayı doğal bir liman olarak görmeye başlamaları sonucunda kendilerini bir anda dış güçlerin etkisinde buldular. Bu tarihten sonra Tayvan adası hem batılılar hem de yanı başındaki Çinliler için yeni bir hedef haline geldi.

Portekizlilerin ada üzerindeki kontrolü kaybetmelerinin ardından bu boşluğu hemen Hollandalılar değerlendirdiler ve ada kısa süreli de olsa (1624-1662) Hollandalıların yönetiminde kaldı. Ming Hanedanlığı zamanında adaya ufak ufak gruplar halinde gelmeye başlayan Çinliler, Hollanda egemenliğinin sonlanması ile adayı tamamen ele geçirmeye başladılar. Qing Hanedanlığı zamanına rastlayan bu dönem, Tayvan’ın Çinlileşmeye başladığı dönem olarak tarihe geçti. Japonların adayı Çin’den almalarına kadar geçen dönem içerisinde Çin’in dört bir yanından adaya akan Han ırkının insanları, Tayvan yerlileri ile zaman zaman sert çatışmalara girseler de adayı kısa sürede kontrolleri altına aldılar. Adanın ilkel yerlileri de Çinlilerin kontrülündeki ada da daha yüksek yerlere sığınmak zorunda kaldılar. Günümüzde halen daha Tayvan yerlileri daha kısıtlı imkanlar ile daha tenha yerlerde yaşamaktadırlar. Yerliler arasından çok başarılı sanatçılar çıkmış olsa dahi ticaret ve siyaset gibi daha birçok alanda Çinlilerin ağırlığı söz konusudur. Tayvan adasında yönetimi kontrol eden Çinliler 1860’lı yıllarda Çin Anakıtasında ki batılıların da etkisiyle Tayvan’ı batılılara kısmende olsa açtılar ve bunun sonucunda adaya geniş çaplı bir misyoner akımı başladı. Bu zamandan sonra Hristiyanlık da başta yerliler daha sonra Çinliler arasında giderek yayıldı.

1860 yılı sonrasında Kıta Çin bir taraftan batı ile 1839–1842 ve 1856-1860 yılları arasında girmiş olduğu Afyon Savaşlarının etkisiyle gücünü kaybetmiş diğer taraftan da Japonya batının tekonolojisini çok başarılı bir şekilde kopyalayarak Uzakdoğu’da yeni yükselen güç konumuna gelmişti. Batının tokatını yiyen Çin’i esas bekleyen tehlike ise henüz dişini göstermemişti. Güçlenen Japonya ve batı tarafından işgal edilen Çin toprakları sonunda kuzeydoğudan gelen Japon istilası ile başbaşa kaldı. Japonlar hem Çin’in zengin kaynaklarını ele geçirmek hem de daha güneye açılmak için Kore yarımadasında ki anlaşmazlıkları öne sürerek Çin’e tüm güçleri ile saldırdılar. Teknoloji üstünlüğü, batıyı örnek alarak gerçekleştirdikleri modernizasyonlarının sonucunda Çin’den çok daha güçlü olan Japonlar kısa süre içerisinde Kore yarım adasında Çinlilerin hakimiyetine son verip Çin’in kuzeydoğusunu ve iç kesimlerini işgal ettiler. Japonya’nın üstün şekilde kazandığı zafer sonrasında imzalanan Şimoneseki Anlaşması (17 Nisan 1895) ile Japonya, Çin’den Liadong Yarımadasını, Mançurya’yı (Liaoning Bölgesi), Tayvan ve Pescadores adalarını aldı. Bu tarihten sonra da Tayvan, Japon işgali neticesinde Çinlilerin elinden çıktı.

Kıta Çin’de işgal ve soykırımlara kadar varan Japon etkisi, Tayvan’ın da Japonların eline geçmesiyle kendini hissettirdi. Adanın dört bir yanına Japon okulları ve binaları yapılmaya adada yaşayanlar Japnoca öğrenip Japon eğitim sistemi altına girmeye başladılar. Tayvan’da ki Japon etkisi 50 yıl kadar sürdü ve ikinci dünya savaşının sonlarında atom bombası trajedisini yaşayan Japonya, Çin topraklarından ve Tayvan topraklarından çekilmek zorunda kaldı. Japonların Çin’den çekilmeleri ile iş ne yazık ki bitmedi çünkü bir taraftan Mao yönetimindeki Komünistler diğer taraftan Jiang Kai Shek’in (Ciang Kay Şek) başında olduğu Milliyetçiler, Çin’i yönetimlerine almak için kanlı bir iç savaşa girişmişlerdi. Japon istilası öncesinde başlamış olan bu iç savaş, Japon işgali ile her ne kadar azalsa da Japonların 2.Dünya savaşını kaybetmeleri ile yeniden hararetlenmişti.

Çin’in batılı düşünceler ile yoğrulmuş olan ve demokrasiyi savunan ilk büyük devrimcisi Sun Yat Sen, 1912’de Kıta Çin’de Çin Milliyetçi Partisinin (Chinese Nationalist Party- KMT) önderliğinde Çin Cumhuriyetini kurmuş fakat erken yaşta hayata veda etmesiyle (1866-1925) ülke yeniden iç çekişmelerin kucağına düşmüştü. Bundan sonra ortaya çıkan parti içi çekişmeler ve ülke genelinde yaşanan ekonomik sorunlar, batının ve Japonların işgali derken Çin’de ki Milliyetçi partinin başına güç kullanarak geçen general Jiang Kai Shek (Ciang Kay Şek) elindeki askeri güç sayesinde siyaseti ve liderliği elinde tutmaya başlamıştı. Diğer taraftan Mao ve arkadaşları batıdan gelen eşitlik, sosyalizm, devrim gibi düşüncelerle ve Sovyetlerin yaşadığı kızıl devrimin de yankıları ile Komünizm düşüncelerine sarılmış, köylülerin de büyük desteğini alarak Çin’de ki kızıl devrimin ilk adımlarını atmaya başlamışlardı. Tüm bu iç çekişmeler ve dış güçlerin istilaları derken sonunda Mao, fakir köylülerin desteği ile Jiang Kai Shek’i mağlup etmeyi başardı ve Jiang’ın kuvvetlerini ülkenin güneyine kadar ağır yenilgilerle püskürttü.

Bu ağır kayıpların ardından Jiang Kai Shek ve beraberindeki yaklaşık bir milyon kadar asker, yeniden Anavatana döneceklerini hesap ederek son hamleler ile Çin saray ve hazinelerini de yağmalayarak Tayvan adasına çekildiler. 1949 senesine denk gelen bu dönem sonunda Kıta Çin’de Mao yönetiminde Çin Halk Cumhuriyeti kurulurken Tayvan’a kaçan Milliyetçiler Amerika’nın Komünizm tehlikesine karşı maddi ve manevi desteğini arkalarına alarak günümüze kadar Tayvan’da varlıklarını sürdürdüler.

Mao’nun Tayvan’ı Çin topraklarına yeniden katma girişimleri her defasında Amerika tarafından engellendi ve Amerikan yardımı da Tayvan’ı giderek zenginleştirmeye devam etti. Bundan sonraki yaklaşık 20 yıllık dönem içerisinde Tayvan, bir taraftan başta tarım reformları olmak üzere ardı ardına temelini atttığı ekonomik açılımlar sayesinde ekonomisini güçlendirirken diğer taraftan ise Amerika’nın Çin’e karşı tampon bölgesi durumuna geli. Dünya bu süre içerisinde Tayvan’ı Çin’in gerçek sahibi olarak tanıyor ve Birleşmiş Milletler koltuğunda 1971 senesine kadar Çin Cumhuriyeti adı altında Tayvan oturuyordu. Mao’nun komünizm ve sosyalizm denemelerinin ardından ardı ardına yaşanan kıtlık ve sıkı rejim politikaları Çin’de gereken açılımlara izin vermiyordu. 1966-1976 yılları arasında Çin’i ekonomik ve kültürel anlamda yerle bir eden Kültür Devrimi sonuna Mao’da sıkı politikalarıı sorgulamak zoruna kaldı. Tüm bunların ardından hem gerçeği anlayan hem de yaşlanan Mao, son zamanlarında batıya açılma planları ve Amerika ile iyi ilişkiler kurma düşüncesi ile düğmeye bastı. İşte bu zamandan sonra da taşlar zamanla yer değiştirdi ve Çin Halk Cumhuriyeti batı ile arasındaki duvarları yıkmaya başladı. 1971 senesinde Tayvan BM koltuğunu Çin Halk Cumhuriyetine kaybetmesi ve diğer ülkelerin de Tayvanla olan diplomatik ilişkilerini bir bir kesmeye başlaması ile Tayvan adasında Milliyetçi hükümet kendi başına kalmaya başladı. Tayvan Amerikan yardımları ve silahlarının desteği ile kendi başına bir güç konumunda olmayı ise uzun bir süre daha sürdürmesine rağmen 1978 senesinde Çin’in ekonomik atılımlarının önünü açan lideri Deng Xiao Ping (Dıng Şiao Ping) sonrasında Kıta Çin, Tayvan ile arasında olan ekonomik dengesizliği de tersine çevirdi ve kısa süre içerisinde dünyanın en büyük ekonomik atılımlarından birini gerçekleştirerek günümüzde dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelmeyi başardı.

Tayvan tarafında ise zamanla dünyadan dışlanan ve adada baskıcı bir yönetim gösteren Milliyetçi Çin Partisi (KMT) 1980’lerin ikinci yarısıyla birlikte daha çok eleştiri oklarına hedef olmaya başladı. Aldığı bu eleştiriler sonucunca 1987 senesinde Tayvan’da seçimler çok partili bir siyasal yapı altında gerçekleşti. Bu tarihten sonra demokratikleşme sürecine giren Tayvan hem iç politikasında radikal dönüşümler yaşayarak gelecek dönemler de iç politikasında başka seslerin çıkmaya başladığı bir döneme sahne oldu. Bu bağlamda 1987’den sonra kurulmuş olan Demokratik Kalkınma Partisi (Democratic Progressive Party-DPP) Tayvan’ın bağımsızlığını destekleyen politikalarını zamanla şekillendirmeye ve daha çok destek almaya başladı. Milliyetçilere göre çok daha radikal bir çizgide duran parti, Tayvan’ın bağımsızlık taleplerinin uluslararası arenada dile getirilmesi yolunda önemli adımlar atmaya başladı ve bu da Çin-Tayvan arasındaki ipleri gererek Tayvan sorununa bir başka boyut getirdi. DPP, bağımsızlık konusundaki taleplerini ilk olarak Tayvan’ın uluslararası ilişkilerinde kullandığı adında değişiklikler yaparak dile getirmeye çalıştı fakat Çin karşısında herhangi bir başarı elde edemedi. [1] Tayvan kendi içerisinde bağımsız dış işlerinde Çin’e bağımlı olan durumundan her hangi bir şey kaybetmese de, birçok uluslararası örgüt tarafından karşılıklı ilişkilerini geliştirerek bugüne kadar ki ekonomik atılımları ile dünyanın en zengin yerlerinden biri olmayı başardı.

Tüm bu tarihsel politika değişikliğinin en önemli sonuçları sonrasında Tayvan’ın Çin Halk Cumhuriyeti’nden ayrı ve bağımsız bir devlet olduğu tezini dış politikası da siyasi arenada tartışılması günümüzde de devam etmektedir. Adada başını Demoktatik Kalkınma Partisi’nin çektiği yeşil rengin temsil ettiği bağımsızlık taraftarlarları Amerika’nın da desteğine güvenerek Çin karşısında seslerini çıkarmaya çalışsalar da bunda başarılı olamadılar. Şu an dünyada Tayvan’ı ülke olarak tanıyan ve diplomatik ilişkilerini sürdürdüğü 23 tane fakir ve etkisiz ülkenin kalmış olması ve bu ülkelerin Tayvan’dan maddi destek aldıkları için Tayvan’ı tanımayı sürdürüyor olmaları ise ilişkilerin daha ne kadar süreceğini de kesin bir şekilde kanıtlamamaktadır. Tayvan’ın bağımsızlık planlarının karşısında duran Çin Halk Cumhuriyeti’nin gerekirse Tayvan’ın Anavatana geri dönmesi için askeri güç kullanılmasının önünü açan anayasal adımları ile Tayvan’ın bağımsızlığına izin vermeyeceğini vurgulaması sonrasında, Tayvan’ın barışçıl yollar ile anavatana dönmesi gerektiğini belirtmektedir. Milliyetçi Çin Partisinin kazandığı son seçimlerin ardından Tayvan hükümeti Çin ile karşılıklı buzları eritecek anlaşmalar yaparak Tayvan sorununun yeniden hortlamasının önüne geçmeye çalışmaktadırlar. Henüz Anavatana dönüşün olmayacağı gibi daha Tayvan ve Çin’in karşılıklı atacağı çok büyük adımlar gerekmektedir ve bu da iki tarafın arasında yıllar sürecek olan bir diyaloğun kurulması ile mümkün olacaktır. Şu anki gidişat Tayvan’ın Çin pazarına bağımlı ekonomisi ve Çin’in yükselen gücü karşısında pek fazla seçeneğinin olmadığını gözler önüne sermektedir. Adada yaşayan insanların da çoğunluğunun her hangi bir radikal milliyetçilik gibi bir oluşumları yoktur. Çin gelenek göreneklerinin devam ettiği, anadilin Çince olduğu ve Çin lehçelerinin konuşulduğu Tayvan’da, Çinlilerin 5000 yıllık bir Çin kültüründen de çıkması neredeyse imkansızdır.

Bu yüzden benim şahsi görüşüm herşeyin ekonomik olduğu günümüzde zenginliğini kaybetmek istemeyecek olan Tayvanlıların, Çin’i karşılarına alarak radikal kararlar ile adayı bağımsızlık adına ateşe atacaklarını düşünmüyorum. Kaldı ki Çin’in en küçük eyaletinden dahi küçük olan Tayvan’ın buna cesaret edeceğine ihtimal vermiyorum. Amerika’nın elinde Çin’e karşı bir piyon görevi görmesi yüzünden Amerika her fırsatta Tayvan’ı Çin karşısında kullanmaya halen devam ediyor. Tayvan ve Çin’in yakınlaşması ve Çin ulusunun birbirini daha iyi anlaması durumunda gerçekleşecek olan birliktelik sayesinde Çinliler dünyanın en güçlü ulusu konumuna gelebilirler ve bu da Amerika için asla kabul edilecek bir sonuç olmayacaktır.

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere daha birçok alanda dünyanın en ön sıralarında yer alan Tayvan, aslında hem Türkiye hem de diğer ülkeler için bir örnek oluşturabilir diye düşünüyorum. Çok kısıtlı yeraltı zenginliğinin bulunduğu bir adanın bu kadar etkili bir ekonomik güce sahip olması, dünyanın elektronik alanında en önemli üretim merkezlerinden biri olmayı başarması, kendi markalarını yaratabilmesi ve teknolojisini sürekli geliştirerek insanların yaşam seviyelerini arttırıyor olması da başta ülkemiz tarafından örnek alınmalıdır. Tayvan’ın kendi yarattığı markaları dünya elektronik sektöründe saygınlığını korumakta, Kıta Çin’de yaşayan milyona varan hatta geçen sayıdaki insanları ile Çin ekonomisine büyük katı sağlamaktadır. Tayvanlı işadamlarının Çin’de ki yatırımları milyarlarca doları bulduğu 2010 yılında, Tayvan yoluna başarı ile devam etmektedir. Üniversitelerindeki olanaklar, hızlı tren sistemleri, % 90’lara varan üniversite mezuniyet oranı, 20.000 $ seviyelerinde gezen kişi başı gelir ve birçok alanda Tayvan, Uzakdoğu’da bizlerin onu daha yakından tanıyor olmasını beklemektedir.

Tayvan’da yaşayan insanların da elbette ki sorunları ve sıkıntıları olduğu gibi olumlu işlerin çokluğu, Tayvan insanlarının şimdiye kadar başardıkları Tayvan’ın en büyük zenginliğidir. Çince öğrenmek isteyenlerin giderek artarak Tayvan’a eğitim için gelmeleri, dünyanın en iyi 100 okulu listesine soktukları Ulusal Tayvan Üniversitesi, Ang Lee gibi Oscar almış bir sinemacının yetiştiği bu Asya’nın meşhur küçük ama zengin kaplanı, dünyaya ve Çin’e örnek olarak durmaktadır. Bizim ise yapmamız gereken bu küçük ama büyük işler başarmış adanın insanlarını daha yakından tanımak ve karşılıklı kültürel, ekonomik ilişkilerimizi güçlendirmek olmalıdır. Tayvan, Çin’in boynunda asılı olan bir elmas gibi değerli olmaya gelecekte de devam edecek ve hak ettiği biçimde ekonomisi, eğitimi ve farklı kültürlerin birleşimiyle dünyanın en ön sıralarında bize göz kırpacaktır. Çin ile arasındaki sorunları karşılıklı çözeceklerine inanarak bu güzel adanın gelecekte hak ettiği değeri görmesi için ben bir Türk olarak bana gelecek sunmuş, televizyon ve sahnesinde kariyerimi sürdürdüğüm başarılarımın anahtarını bana sunan bu memleketi tüm kalbimle desteklemeye devam edeceğim.

Bu güzel diyardan hepinize sevgilerimle,

Uğur Rıfat KARLOVA

http://www.rifatkarlova.com

2010 Tayvan / Taypey

[1] Çağlar Dölek’in USAK bünyesinde 24 Şubat 2008 tarihinde yayınladığı makalesinden alıntılanmıştır. Makalenin tamamı için lütfen bakınız: http://www.tumgazeteler.com/?a=2583279

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: