h1

Türk Yapımcılar Televizyon Formatlarını Neden Dışarıdan Alıyorlar?

July 26, 2011

Türk Yapımcılar Televizyon Formatlarını Neden Dışarıdan Alıyorlar?

Türkiye’de televizyon formatları konusuyla ilgilenen oldukça fazla kişi olduğunu açıkçası tahmin etmiyordum ama aldığım çok sayıda maildan sonra fark ettim ki birçok kişi Türk TV formatları yaratmak istiyor. Bu aslında güzel ama bir o kadar da düşündürücü bir durum. Güzel olmasının sebebi yabancı ülkelerden program almayarak hem paramızı içerde tutabilecek hem de yaratıcılığı destekleyecek olmamız. Düşündürücü olmasının sebebi ise televizyon alanında çalışmayan çok sayıda kişinin program üretmeye çalışarak sektöre amatör bir şekilde yaklaşıyor olmaları. Durum böyle olunca da aradaki dengeyi kurmakta zorluk çektiğimizi düşünüyorum.

Yapımcıların  “Abi benim formatım var, bak çok güzel.” Şeklinde bir girişime çok sıcak bakmamalarını da olumlu karşılıyorum. Bu kadar çok formatın içerisinde elbette ki güzel olanların da olduğuna eminim  ama onlar da ne yazık ki şu anda Türk televizyon yapımcılığı olarak içinde bulunduğumuz dış yapımları kopyalama hastalığımız yüzünden taslak olmaktan öteye gidemiyorlar. Türkiye’de sadece TV formatları değil aynı zamanda günlük hayatımızda kullandığımız çoğu teknolojik ürün ve ağır sanayinin gelişmiş makinaları da yurt dışından alındığı için, ben formatların yurt dışından alınmasına pek şaşırmıyorum. Açıkçası bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da Batının gerisindeyiz.

Yapımcıların gözünden bakacak olursanız yabancı programları almak onların riskini azaltıyor, çünkü elde hazır olan bir programı almak tamamen yeniden yaratmaktan daha kolay ve az maliyetli bir seçenek olarak gözüküyor. Sonuçta yabancı ülkeden alınan programlar hem kendi ülkelerinde hemde başka ülkelerde rating kazandıkları için yapımcılar tarafından öncelikli olarak görülüyorlar. Bu yapımları alan Türk yapımcıları bir nevi yabancı ülkelerdeki yapımcıların Türkiye distrübitörü durumuna düşüyorlar. Böylece yabancı ülkelerde üretilen her yapım ülkemizdeki yapımcılara sunuluyor ve beğenilenler  ekranlarımızdaki yerlerini alıyorlar. Türkiye’deki yapımcılık daha çok uyarlamacılık şeklinde işliyor.

Bir yapımcı öncelikle kendisini ve kazancını düşüneceği için yapacağı işten doğal olarak zarar etmek istemiyor. Bu yüzden de çok sayıda kişinin “Benim formatım var.” Şeklinde olan girişimlerine piyasada çok sıcak bakılmıyor. Yapımcıların kendileri de program yaratmaya niyetli olmadıkları için tek çare yabancı ülkelerde başarı kazanmış olan yapımları Türkiye’ye uyarlamak olarak gözüküyor. Burada kırılış noktası ise yapımcılara profesyonel bir biçimde program formatlarını sunmaktan geçiyor. Bu profesyonelliğin içerisinde elbette ki demolar, maliyet rakamları, en ince ayrıntısına kadar düşünümüş hesapların olması gerekiyor. Bunu sağladığınız anda yapımcılarla aynı masaya oturma şansınız da artıyor. Unutmadan ekleyeyim,  tüm çabalarınıza rağmen yapımcılara ulaşamama ihtimaliniz de bulunuyor.

Yapımcıların popüler olanları hem ünlü hem de zengin oldukları için ister istemez belli bir havada oluyorlar ve dış dünyaya daha yüksekten bakabiliyorlar. Sizin elinizde harika bir program dahi olsa yapımcı kendisini çoğu zaman sizin üzerinizde bir noktaya oturtuyor. Bu yüzden de eğer profesyonel haraket etmesseniz yapımcı ile aranızda kurulacak olan bağlantıda sorunlar çıkıyor. Yapımcı ya sizle ilgilenmiyor, ya da başından savmaya çalışabiliyor. Çoğu zaman yapımcı yerine alt kademelerde çalışan kişilerle muhattap olmanız gerekiyor. Sonuçta yapımcılar hem meşgül insanlar hem de az önce demiş olduğum gibi çoğunlukla biraz burnu havada olan kişiler.

Sektörde kazanç oldukça fazla olduğu için herkes kurnazlık ve yer yer acımasızlık peşinde olabiliyor. Size verilen sözler bir anda yok olup tüm bağlantılarınız bir anda kopabiliyor. Bu yüzden de bu sektörde haraket ederken sağlam isimler ile çalışmanız gerekiyor. En yakın gözüken birisi bile anında elinizdeki formatı alıp sizi kapı dışına koyabiliyor. Sırtınızdan geçinmek isteyenlerin de olacağını düşünürseniz girmiş olduğunuz bu sektörün zorluklarını daha yakından hissedebilirsiniz. Sektörde adam kayırma, torpil, adam harcama gibi durumlar her gün yaşanıyor. Bu  yaşananlar sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sektörün ne kadar zor olduğunu bize kanıtlıyor. Çünkü sonunda para ve ün gibi iki tehlikeli güç barındırıyor.

Türkiye’de format üretimi aynı diğer üretim alanlarındaki gibi oldukça geriden geliyor ve bunun içinde Türkiye’de yaratılan format fikirlerine değer verilmiyor. Eğer gücünüz varsa kendi cebinizden program çekmeniz dahi isteniyor. Ya da en güzeli sponsorların desteğini alarak kendi adımlarınızı atmanız gerekiyor. Ayrıca kesinlikle eklemem gereken bir nokta; sektörde idealist yapıda yapımcıların çok az oluşu. Bu yüzden de çoğu yapımcı genelde piyasadaki durumdan etkilenerek yabancı ülkelerin (Başta Hollanda) yapımlarına yöneliyor. Gönlümüz istiyor kendi yaratıcı zekalarımızdan ortaya birşeyler çıksın ama görünen o ki kimsenin üretmeye niyeti yok ve bu yüzden de dışarıdan alınan programlar ekranlara getirilmeye devam ediliyor. Açıkçası hem kolaya hem de kısa yola kaçmak çoğu kişinin işine geliyor.

Siz yine de hayal gücünüzü sınırlamayın, yazın, çizin, karalayın ve bunlara kesinlikle güzel bir demo çekmeyi unutmayın. Mümkünse sektöre yakın bir pozisyonda çalışın. Olabildiğince daha fazla yapımcı tanıyın ve sektörde olduğunuzu hissettirin. Yabancı ülkelerin ürettikleri formatları takip edin. Çok acele etmeden, planlı programlı bir şekilde program formatlarınızı  şekillendirin. Bakarsınız gün gelir yabancı ülkeler bizden format alırlar. Neden olmasın?

 

Rıfat Karlova

www.rifatkarlova.com

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: