h1

Televizyonda Kalite mi Rating mi?

February 25, 2011

Biraz farklı bir bakış açısı ile televizyonlarımızı değerlendirmek istiyorum. Bazı eleştirilerim olacak ve umarım görüşlerim Türk televizyon sektörümüze biraz da olsa yön verebilir. Hepimizin bildiği gibi kanal sayımız oldukça fazla ama izlediğimiz program yelpazesi oldukça kısıtlı. Genellikle televizyonu dizi ve haber ağırlıklı olarak izliyor olsak da yarışmaları da yakından takip ediyoruz.  Sohbet programları genelde düğün havasında geçiyor, sunucular yabancı dil bilmiyorlar (Çoğunluğu), yabancı ülkelerin yayınları kopyalanarak ülkemizde yayınlanıyor, dizi süreleri çok uzun, yarışmalar da bekletme süreleri aşırı fazla, sık sık küfür ediliyor ve  daha sayılabilecek onlarca sorunlu nokta var.

Peki, ekrana getirilen yapımlarda kalite ve rating arasındaki ilişki bu ortamda nasıl kuruluyor? Bir yapımcı ve kanal yönetimi elbette ki yayınlayacakları programın maddi açıdan getirisi olması için çalışırlarken seyirciler ise izledikleri programdan maksimum zevki almak için ekran başına geçiyorlar. Nasıl bizler lokanta seçerken ucuz ama lezzetsiz bir yere pek gitmek istemiyorsak,  TV izleyicisi de kalitesiz programları izlemek istemiyor. Fakat sunulandan başka seçeneği olmadığı için de mecburen bu ortamda kendisine uygun olan programı seçiyor ve ekran başına geçiyor. Geçmek zorunda kalıyor diyebiliriz.

Şimdi düşünün, çevrenizde onlarca kalitesiz ama ucuz lokanta var. Cebinizde ki para da kısıtlı (bunu eğitim olarak düşünün yani eğitim kısıtlı ise çok iyi seçim yapamassınız) Aç kalmamak için elbette ki birini tercih etmek durumundasınızdır. Ya da paranıza (ekran için eğitiminiz) bakıp tercihinizi o yöne yapacaksınızdır.  Türk televizyonlarında yayınlanan çoğu program da açıkçası bu örneğe çok benziyor. İnsanlar mecburen televizyon izleyecekleri için kalitesiz de olsa oturup kalitesiz de olsa bir programı izlemek durumunda kalıyor. Bu yüzden de dikkat ederseniz, dizilerde olan hatalardan tutun da ekranlar da edilen küfürlere kadar onlarca yalnışa tanık oluyoruz. Seyirci bir programdan diğerine geçiyor ama diğeri de aynı kalitede olduğu için o programda da aynı sorunlarla karşılaşıyor. Bunun en büyük sebebi ise kaliteyi en arka plana atıp sadece izlenmek hedefini düşünmek. Maddi olarak belki de günü kurtarıyoruz ama sektör  olarak aslında kendimize darbe vuruyoruz. Nasıl ucuz ama lezzetsiz lokantalar bir yere kadar dayanıyorlarsa televizyon kanalları da bu duruma ancak bir yere kadar dayanabilirler diye tahmin ediyorum.

Yapımcıların elbette ki para kazanmaları ve kanalların da daha fazla rating almalarına katılıyorum ama daha güzel bir program yapıp daha çok gelir elde etmek varken neden ucuza kaçıp kalitesiz bir işe imza atayım bunun cevabını açıkçası veremiyorum. Masrafların kısılması ve en ucuza en çok nasıl izlenirim mantığıyla program çekimi yapılınca da ortaya az önce saydığımız sorunlar çıkıyor. Diyebilirsiniz ki “Dünyanın diğer yerleri de aynı.” Açıkçası katılıyorum ama ciddi anlamda efor, emek ve maddi güç gerektiren yapımlar da hep yabancı ülkelerin TV’lerinden çıkıyor.  Bizde kaliteli program yok mu ? Elbette ki var, ama desteklenerek güçlendirilmesi gerekiyor. Yerel bir kanal değiliz ki maddi açıdan yokluk içinde olalım. Medya kuruluşlarının sahipleri milyonlarca lira vergi veren kişilerden oluşuyor. Kaliteye yatırım yapmak bu kadar zor olmamalı diye düşünüyorum.

Bir atasözümüz vardır hatırlayın. ” Ucuz etin yahnisi yavan olur.” Deriz. Türkiye’de yayınlanan birçok program da ne yazık ki aynı şekilde ucuza mal edilmeye çalışıldığı için içerik olarak dar ve sığ bir şekilde yayınlanıyor. Bu yüzden de yarışmalarda bir soru için 5 dakika bekliyor, sohbet programlarında bol bol şarkı dinliyoruz.  Dikkat ediniz Çin mallarını da çok eleştiriyoruz ama kendi praogram üretimimizi sorgulamıyoruz. Açıkçası iğneyi önce kendimize batırmamız gerekiyor.

Bu durum düzelir mi ? Elbette ki düzelir. Öncelikle izleyicimize saygı duymaya başlayarak ilk adımı atabilir ve programları planlarken gereken yerlerde maddi olarak daha çok destek alan programlar üretebiliriz. Ekran yüzlerini seçerken eğitim ve kaliteye önem vererek televizyon kanallarımızı güçlendirebiliriz. Tüm formatları yabancı ülkelerde alıp kopyalamak yerine en azından belli oranda kendi üretimimizi geliştirebilir ve yakın zamanda biz de program formatı ihracatçısı haline gelebiliriz.

Sonuçta televizyonlar az kazanan yerler değiller (Yapımcıların da altlarındaki arabalara bakarsak Şahin’e binmediklerine göre demek ki paraları va.r ) ve maddi olarak en azından belli oranda kaliteye yatırım yapmalarının ardından hem kanallarının izlenirliğini artıracaklar hem de daha çok reklam alarak gelirlerini de katlayacaklar. . “Ne kadar ekmek o kadar köfte” sözündeki gibi haraket etmek yerine, “Ne ekersen onu biçersin” sözüne odaklanarak kalite ekmeği daha doğru buluyorum. Sonuçta sen kaliteni üst düzeye taşıdıkça ratinglerin de kendiliğinden üst düzeye çıkacaktır. Bu üretim yapan tüm sektörler için geçerlidir. Kalitesiz üretim en sonunda üreteni de kendisiyle beraber çöpe attırır. Benden söylemesi.

Tayvan’dan sevgilerimle,

Rıfat Karlova

http://www.rifatkarlova.com

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: