h1

Çocuklarımız ve Televizyon

September 24, 2010

ÇOCUKLARIMIZ VE TELEVİZYON

Televizyon kuşkusuz çağımızın en önemli iletişim araçlarının arasında yer alıyor ve toplumları etkilemekte olan gücünü internet çağında olmamıza rağmen korumayı başarıyor.  Her birimizin televizyondan çeşitli neden ve şekillerde etkilendiğimizi ise rahatlıkla söyleyebiliyorum. Eğitimli kesim televizyonu daha mantıklı ve seçici kullanırken, maddi gücü ve eğitimi düşük kesimler bu iletişim kutusunu daha yoğun olarak tüketiyorlar. Her yaştan izleyiciyi ekrana çekmeye çalışan kanallar özellikle son dönemlerde genelde birbirine benzer diziler ile ekranlarımızı dolduruyorlar. Son zamanlarda dizilerde her yaşanan sahne ise garip bir şekilde ana haber bültenlerine dahi konu ediliyor. Dünyanın başka bir ülkesinde var mı diye merak ediyorum ama sanırım bu kadar yoğu dizide şu oldu bu oldu gibi haberler pek yapılmıyordur diye düşünüyorum. Yani en azından ciddi ciddi olayların altında alakasız bir dizi haberi görmekten sıkılmadım dersem yalan olur. İşte bu her yerden fırlayan dizilerde bol bol yaşanan dramlar, entrikalar, zengin hayatlar ve diğer olaylar da toplumumuzun içerisindeki duygusal duruma ayna tutuyor.

Televizyon endüstrisi program üretimine devam ederken elbette ki izleyiciler de bu üretimin tüketilmesi için baskı altında tutuluyorlar. Televizyon izleyicileri arasında en masum ve en kolay etkilen kesimi ise çocuklar oluşturuyor. Her gördüklerini anında öğrenebilen ve ekranlarda yaşanan olayları kendi hayatlarına kopyalayan çocuklarımız, özellikle kötü televizyon programlarını izledikleri zaman olumsuz şekilde etkileniyorlar. Bu yüzden de şiddet, terör, seks, korku gibi öğeler çocuk gelişimini olumsuz yönde etkiliyorlar.

Araştırmalara göre, sekiz yaşın altındaki çocuklar televizyonun etkisi nedeniyle gerçek ile kurguyu birbirinden ayıramıyorlar ve her gün televizyon karşısında kendilerince gerçek şiddeti, gerçek cinselliği seyredip öğreniyorlar. Kuşkusuz, bu etkiler televizyonun tamamen kötü olduğu, kökünün kazınması gerektiği anlamına gelmiyor. Burada sorun televizyonun çocuklar tarafından ölçüsüzce ve kontrolsüz olarak tüketilmesi olarak göze çarpıyor. Çözüm olarak ise ailelerin çocuklarına ekranlar üzerinde belli bir kontrol uygulamasından geçiyor. Aile çocuklarını televizyonun olumsuz etkilerinden uzak tuttukça çocuklarında olumsuz gelişiminin önüne geçilmiş olunuyor.  Ailece izlenebilecek programlar ya da çocukların izleyecekleri güzel çizgi filmler ise bu küçük izleyicilerin hayal dünyalarını geliştiriyor. Susam Sokağı gibi bir efsanenin çocuklar üzerinde olan etkisi ise yaratıldığı günden bu yana üzerinden 40 sene geçmesine rağmen devam ediyor.

Peki, televizyonun bu zararlı etkilerini en aza indirmek ve hatta yok etmek için neler yapılabilir? Bu kısımları maddeler halinde yazarsak şu şekilde sıralayabiliriz;

1. Öncelikle televizyon konusunda çocuğu doğrudan karşınıza almak onu tamamen kısıtlamak olacağı için bu haraketin ters tepkiler doğuracağını bilin. Televizyonun çocuğun dünyasında çok cezbedici bir eğlence olduğu gerçeğini görün ve kabul edin. Özellikle birden yasaklamanız bu cazibeyi daha da arttıracaktır, unutmayın.

2. Televizyonu evinizin en güzel yerine koyduğunuzu unutmayın ve ona bu kadar önem veriyorsanız çocuğunuz da verecektir.? Bu yüzden bu kara  kutuyu daha ikincil plana atabilir ve evde farklı bir ortam yaratarak televizyonu odak merkezi olmaktan çıkarabilirsiniz.

3. Çocuğunuza bir televizyon çizelgesi yapabilir ve onunla izleyeceği programları belirleyebilirsiniz. Oyun şeklinde çok sıkmadan çocuğunuza verecekleriniz onun televizyon için harcayacağı zamanı azaltması açısından çok yararlı olacaktır. Televizyonun alternatifsiz bir araç olduğunu düşünmemeli ve dilediği zaman izlemeyi bırakıp başka faaliyetlere de aynı şekilde odaklanabilmesini sağlamalısınız.

4. Televizyon kapatmayı öğretin. Televizyonu neden kapattığınızı, neden her programı seyretmediğinizi ve seyretmesini istemediğinizi açıklayın. Gerekirse tartışın. Çocukları baştan kendi yanınıza alın. Bu konuda belirleyici ve zorlayıcı olmak yerine, liderlik rolünü üstlenin.

5. Çocuğunuz yatak odasına televizyon koymayın, koymuşsanız da onu oradan kaldırın ki çocuğunuz televizyona kendi başına dalıp gitmesin. Çocuğun kuracağı kendine  özel seyretme alanları televizyon ya da video oyunu seyretme ihtimalini iki kat arttırmaktadır. Televizyonu beraber izleyebileceğiniz bir boş zaman aktivitesi olarak görmesini sağlayın.

6. Çocuklara ödül ya da ayrıcalık olarak televizyon seyretmeyi vaat etmeyin. Daha yaratıcı ve onları mutlu edecek ödüller bulabilirsiniz. En iyi ödül, ona yakınlık göstermeniz ya da onunla birlikte geçirebileceğiniz daha eğlenceli aktiviteler olacaktır. Örneğin balık tutmak.

7. Çocuklarınıza televizyon seyretmek için zaman kazandıracak fırsatlar da tanıyabilirsiniz. Kendilerinin bir seçimde bulunmalarını sağlayarak, ödevini erken ve doğru bitirmesi halinde artan vaktini televizyona ayırabileceğini söyleyebilirsiniz. Böylece kendisine bir seçim imkânı sağlamış; yasaklamayı hissettirmemiş olursunuz.

8. Çocuğunuz televizyon seyretmekten vazgeçtiği zaman ya da televizyon seyretmek yerine daha yapıcı bir işe yöneldiği zaman, ona iltifatta bulunabilirsiniz. Bu onu daha mutlu edecektir. Aranızda kuracağınız olumlu iletişim çocuğunuzun televizyona bağlı kalmamasına yardımcı olacaktır. “Televizyonu kapatıp ödevine başlaman beni çok mutlu etti!” gibi bir cümle, “Ödevini yapmadığın halde niye televizyon seyrediyorsun!” gibi cümlelerden daha yapıcı ve etkileyicidir.

9. Çocuklarınızın karşısında onları daha olumlu aktivitelere yöneltecek iyi bir rol modeli olursanız, onlarda size özeneceklerdir. Anne baba olarak  evde sürekli televizyon seyretmek yerine, sakince kitap okumak, sevdiğiniz bir hobi ile uğraşmak veya kendi aranızda sohbet etmek gibi aktiviteler çocuğunuzu ekrandan uzaklaştıracaktır.

10. Çocuğunuzla birlikte televizyon seyredin. Bu sayede onların neyi seyredeceklerine karar verirsiniz. Ayrıca, reklamlar gibi çocuğu tüketime yöneltici yayınların içeriğini de beraberce tartışabilirsiniz. Onların şiddet ya da cinsellik gibi yayınların etkilerine doğrudan maruz kalmasını beklemek yerine, önceden hareket ederek, mesela bir tabancayla vurulmanın ne demek olduğunu, vurulan insanın ailesinin neler hissedebileceğini anlatabilirsiniz. Onları ölçülü olarak olan bitenle yüzleştirebilir ve böylece bir tür bağışıklık sağlayabilirsiniz.

11. Eğitim programlarını tercih edin. Televizyonların “prime-time” dedikleri en yoğun izlenen 20-23 gibi saatler dizi ve eğlenceye ayrılmıştır. Kendinize ve çocuğunuza bu saatlerin dışında özel seyir saatleri oluşturun, böylece hem daha kaliteli programlar seyretmiş olursunuz hem de daha az reklama maruz kalırsınız.

12. Çocuklarınızı komşu çocukları, okul arkadaşları ya da arkadaşlarınızın çocukları ile sık sık bir araya getirmeye özen gösterin. Komşuluğun yozlaştığı, dostluğun köreldiği bir zamanda onlara komşuluk, dostluk ve arkadaşlık adına güzel şeyler yapabileceklerini hissettirin. Onlara televizyon dışında gözle görülür, elle tutulur başka eğlence türlerinin de olduğunu hatırlatın. Bu gibi faaliyetler çocuklarınızın sosyal davranışlarını ve iletişim yeteneklerini geliştirecektir.

13. Televizyonu kesinlikle bir çocuk bakıcısı gibi kullanmayın. Yapabileceğiniz en kötü şey budur. Ayak altından uzak olsun, sesi çıkmasın, ağlamasın diye çocuğunuzu televizyonun karşısına koyarsanız, çocuğunuzu da televizyona köle yapmış olursunuz. Unutmayın ki çocuğunuzun televizyon seyretme davranışının en büyük sorumlusu sizsiniz. Zaman zaman bazı rutin meşguliyetlerinizi çocuğun televizyon seyretme saatlerine denk getirirseniz daha olumlu bir control ve iletişim mekanizmasına sahip olabilirsiniz.

Çocuklarımız geleceğin yöneticileri, öğretmenleri, iş adamları ve siyasetçileri olacaklar. Onları ne yazık ki agresif bir toplum içerisinde yetiştiriyoruz ve Türkiye olarak siyasal, ekonomik, güvenlik, terror gibi sorunlarla neredeyse hayatımızın her anında karşılaşıyoruz. Geri kalmış bir toplumda yaşadığımızın farkında olarak en azından eğitimli, modern ve dünyanın farkında olan azınlık içerisinde çocuklarımızı geleceğe daha pozitif hazırlamak durumundayız. Bu yüzden de çocuklarımızı mümkün olduğu kadar bu çevreden uzak tutmak ve onlara hayatın zorluklarını dengeli bir biçimde anlatmak durumundayız. Televizyon endüstrisinde iş yapıyor olmak demek, cebim dolsun halk ne izlerse izlesin demek değil, televizyon endüstrisinde iş yapıyor olmak insanları en kaliteli biçimde eğlendirmek demektir. Gerektiği yerde sorumluluk almak, bazen az kazanıp çok eğlendirmek de olabilmelidir. Televizyonun gücüne kapılıp gelecek nesilleri köreltmek belki yapımcılara çok büyük paralar kazandırabilir ama gelecekte onların da çocukları aynı ortam içerisinde sorunlarla karşılaştıkları zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

Bu endüstride kazanç büyüktür, iş büyüktür ama sorumlulukta büyüktür. Çocuklarımızın üzerinde daha etkili olacak ve onları geleceğe hazırlayacak olan biz büyüklerin, televizyonu onların hayatlarındaki patron rolünden çıkardıkları anda gelecek çok daha güzel olacaktır. Daha güzel yayınlar izletebilmek ve izleyebilmek dileğiyle, Uzakdoğu’dan sevgiler.

Rıfat Karlova

www.rifatkarlova.com

One comment

  1. tesekkürler



Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: