h1

Televizyon Formatları Nasıl Yaratılır?

July 4, 2010

Zor bir başlık atarak başladım yazıma, aslında sizlerin de biliği gibi çok karışık olmasına rağmen televizyonu besleyen en büyük güçlerden bir tanesi televizyon formatlarıdır. Türkiye’de şu anda format endüstrisi genel de yabancı uyarlama programlardan beslenmekte ve bu da ülkemide hem döviz hem de genç beyinlerin kaybolmasına neden olmaktadır.

Televizyon formatı ne demek? diye soranlar olabilir. Buna hemen kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Televizyon formatının en kısa ve öz anlamı televizyon programı demektir. Fakat bu programların yaratılmasında yaş, cinsiyet, gelir durumu, hedef kitle, eğitim seviyesi gibi birçok faktör ele alınmaktadır. İngilizce’de bu faktörler  “Genre” şeklinde adlandırılır.  Belli başlı program formatları şöyledir: Macera,Çocuk programları, şaka programları,Yarışma programları,Tartışma programları, Yaşam programları,belgeseller,Yetenek yarışmaları, Bulmaca oyunları,Komedi şovları, talk şovlar vb…

Televizyon formatlarını şu anda dünya da profesyonel biçimde hayata geçiren belli başlı büyük firmalar mevcuttur ve bu firmaların yarattığı formatlar dünyanın birçok ülkesine ihraç edilmektedir. Televizyon programlarınının ürün olduğunu düşünürsek, format yaratmak aslında bir nevi ürün geliştirmektir. Bu ürünün alıcısı da izleyicidir. İzleyici izlemiş olduğu programların maddi desteğini reklamları izleyerek sağlamak da, fakat ödemesini televizyona reklam veren firmalar yapmaktadır. Bu yüzden başarılı bir formatın seyirciyi ekrana toplaması hedeflenmektedir. Tartışmalara neden olan rating, televizyonu besleyen en büyük güçtür. Bu yüzden sadece ülkemizde değil dünyanın diğer ülkelerinde de kanallar daha fazla rating kazanmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu bazen topluma zarar verecek düzeye dahi ulaşabilir ve seyirciye sunulan seviyesiz programlar ile rating kazanılmaya çalışılır. ” Rating için her şey mübahtır.” gibi bir söylemin de çıkmasının sebebi budur.

Ben bu kısımda televizyonun bu kadar kaliteden düşerek rating için seviyesiz programlar ile kendisine daha çok zarar verdiğini düşünenlerdenim, sizlerin düşüncelerini de öğrenmek isterim.  İyi ve profesyonel hazırlanmış bir programın her zaman izleyicisinin olacağına inanıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

Format üretimine dönersek, bu işin sorumluluları kanallar ve yapım şirketleridir. Ülkemizde şu anda yapılan üretimin büyük bir çoğunluğu dizi filmleri üzerinedir. Dizi filmlerimizin ne yazık ki uzatılmış senaryoları seyirciyi de olumsuz etkilemek de ve zaman içerisinde sıkıcı bir boyuta ulaşmaktadır. Genellikle ülkemizde yaratılan dizilerin içeriği aşk, mafya, ihanet gibi 3 konudan beslenmek de, eğitim seviyesi ve geliri düşük izleyicinin daha çok ilgisini çekmektedir. 2 saati aşan dizi süreleri ise Türk izleyicisini televizyona karşı soğutmakta ve orjinal program üretimine engel olmaktadır. Bunun yerine benim tavsiyem farklı konularda daha çok ama kısa süreli dizilerin yayınlanabilecek olması yönünde.  Bu sayede hem ekrana farklı alternatifler getirilebilir hem de daha çok insan gücü kullanılır. Şu anda yapım firmalarında çalışanların da omuzlarında ki yük bir miktar azaltılabilir ve daha kaliteli yapımlar üretilebilir.

Eğlence dünyasının merkezi olan Amerika’da dünyaca ünlü dizilerin süreleri 1 saati geçmemektedir. Çok üretim yapıldığı için birçok  farklı konuyu içeren yapımlar ekranlarda seyircilere sunulmaktadır. Örneğin Dexter dizisinin senaryosunda gündüzleri suçluları kan örneklerinden yakalamayı çalışan bir polisin akşamları bir katile dönüşüyor olması büyük bir hayal gücünü gerektirmektedir.  Aynı şekilde vücudunda dövmeler ile abisini kurtarmak için hapse giren Michael Scolfield, Prison Break dizisini de örnek olarak verebilirim. Bu projelerde senaryolar ve oyunculuklar güçlü, çekim teknikleri daha profesyonel ve yatırım da buna göre çok daha fazladır. Çünkü ortada bir uluslararası pazar olduğu için yapılan işin de boyutu büyüktür.

Diziler dışında ülkemiz de dönem dönem yarışma programları ekranlarımıza gelmektedir. İngilizce’ “Game Show” olarak kullanılır ve ekranın en çok yaratıcılık gerektiren formatlarından birisidir. Bir sistem, hayal gücü, planlama ve doğru ekip elinde yarışma programları izleyicisine büyük heyecan katar. Bir dönem ülkemizde de “Kim 500 Milyar İster” adıyla yayınlanan yarışmanın dünyada en çok izlenen yarışmalardan olmasının nedenlerinden biri de budur. Format olarak aslında basit bir mantığa sahib olmasına rağmen “Soru-Cevap” “Quiz” şeklindeki yapısı geliştirilerek çok daha heyecanlı bir hale getirilmiştir. “Arkadaşına sormak, 5 soru bilmeden parayı alamamak, % 50 şans, seyirciye sor, sunucu faktörü” gibi faktörler ile milyonlarca insanı ekrana kilitlemeyi başarmıştır.

Ülkemiz yapımcıları bu program formatı konusun da daha az riske girerek tamamen yurt dışında başarılı olmuş yapımları  ekranlarımıza getirirler. İçerikler de oynamalar yapılır ve Türkiye’ye has bir hale getirilir. Örneğin Var mısın? Yok musun? yarışmasının orjinali “Deal or not Deal” isimli yabancı bir formattır. Orjinali 1 saat içerisinde hızlı bir şekilde biterken ülkemizde ki versiyonunda araya ajitasyon,drama, sohbet, alkış, curcuna sokularak 2 saatin üzerine çıkılmıştır. Bu daha önce de dediğim gibi eğitim seviyesi düşük izleyici kitlesine yönelik bir program formülü olarak ülkemiz de sıkça kullanılmaktadır. Başka bir ülke de aynı şartlar ile yapılacak olması durumunda kısa süre içerisinde tepki alacaktır.

Yabancı ülkelerden alınan formatların daha önce başarılı olmaları ülkemiz yapımcılarını daha çok cezbetmektedir. Orjinal bir program yaratacak kapasite ve gerekli birikim olmadığı zaman yapımcılar yabancı programlar içinden uygun gördüklerini seçerek ekranlara getirirler. Aslında ülkemiz de program üretebilecek donanım da gençlerin olduğunu göz önüne alırsak sanırım yapımcıların yapması gereken biraz daha cesur adımlar atabilmeyi göze almaktır. Başarı da risk alarak, yeni fikirler üreterek, özgün ve kaliteli işleri geliştirirek yakalanır.Yabancı programların ülkemize gelmesi sadece günümüzü kurtarır ve televizyonculuğumuzu yabancılara bağımlı bir hale getirir.

Tüm bu programların yanında elbette ki talk şovlar, haber programları, kadın programları ve diğer birçok program hem ülkemiz de hem de dünyada seyircilere sunulmaktadır. Başarılı olanlar ekranda uzun süre kalırlarken, diğerleri kısa bir süre sonra yayından kaldırılmaktadır.  Bazen gereğinden çok uzatılan programlar da eski başarılarından uzak olmalarına rağmen ekranlarda program yokluğundan yararlanarak yerlerini korumaktadırlar.

Peki, bu formatları nasıl yaratacağız? Bu kısım belki de en zorlu kısımındır. Öncelikle format yaratırken, televizyonu ve tarihini iyi bilmek gerekmektedir. Hangi dönemde neler yayınlanmış, hangi tür programlar başarı sağlamış bunu çok iyi analiz ederek yaratılmak istenen programın ön hazırlığını yapabiliriz. Kesinlikle unutulmaması gereken yaratılacak programın orjinal olması ve daha önce bir başkası tarafından ekrana getirilmemiş olmasıdır. Bu yüzden televizyoncuların ve yapımcıların dünya ekranlarını yakından izliyor olmaları gerekmektedir.

Program yaratırken planlı ve sistemli bir şekilde ekip olarak çalışılmalıdır. Programın hedef kitlesi, bütçesi, süresi, sunucusu, içeriği çok iyi hesaplanmalıdır. Örneğin dev bir bütçesi olan programı küçük bir kanala sunmak daha ilk adımda programın yayınlanmasına engel olacaktır. Kim 500 Milyar İster? örneğinde de verdiğim gibi, geleneksel olan soru-cevap yarışma mantığına nasıl yenilikler getirildiyse program yaratıcıları diğer yarışmalarda kullanılan sistemleri de modernize ederek ekrana getirebilirler.  Bu şekilde iyi tasarlanmış bir program 50’den fazla ülkeye ihraç edilebilmektedir.

Format üretimindeki adımlar:

  • Program Adı:
  • Hedef Kitler: Kimin izlemesini istiyoruz. Yaş, cinsiyet vb…
  • Zaman: Programın süresi, ne kadar sürecek ve ne kadar zaman da çekilecek?
  • Programın özeti: Yazılı olarak kısaca programın tanıtılması.
  • Program Akışı: İlk nasıl başlayacak, sonrasında nasıl devam edecek?
  • Detaylı Sinopsis: Detaylı olarak programın tanıtımı.
  • Resimlerle anlatım: Görseller ile.
  • Bütçe.
  • Sunucular.
  • Set-Dizayn.
  • Satılabilirlik: Programın pazarının değerlendirilmesi.

Tüm bu hesapları ince ince ve adım adım yaptığımız takdirde ortaya izlemesi keyifli ve heyecanlı programlar çıkacaktır. Bu yüzden hayal gücümüzü sınırların ötesine çıkarmamız için hem daha çok okumalı, hem de hayatı ve çevremizi daha yakından gözlemlemeliyiz. Yabancılara da bu kadar para ödemeden kendi formatlarımızı yurt dışına sattığımız zaman televizyonculuğumuz da yepyeni bir dönemin başladığını hep birlikte göreceğiz.

Hepinize bol şans.

Rıfat Karlova

http://www.rifatkarlova.com

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: