h1

Film Senaryosu Yaratmak

June 21, 2010

Bir süredir Uzakdoğu’da (Tayvan) senaryo üzerine eğitim alıyorum. Burada öğrendiklerimi ve kendi nacizane düşüncelerimi paylaşarak senaryo konusunda adımlar atmak isteyen arkadaşlara yardımcı olabilmeyi ümit ediyorum.

Birçok izleyici, türü ne olursa olsun filmleri izledikten sonra arka planda nelerin yaşandığına ve kimlerin çalıştığına pek takılmaz, izleyicinin işi de zaten bu değildir. Seyirci filmin türüne göre heyecan, korku,dram gibi öğelerin peşindedir. Filmin süresi boyunca en yoğun şekilde filme odaklanıp tadını çıkarmak ister. Beyaz perde de olanı alır ve kendisine anlatılan hikayeye odaklanır.

Setlerin geri planında yaşananlar ise ortaya çıkarılacak olan filmin başarısında baş rolü oynarlar. Bu baş rol oyuncularının belki de en önemlisi filmin iyi bir  senaryoya sahip olmasıdır. İyi senaryoya sahip bir film doğru eller de çok iyi işlendiği zaman seyircisine inanılmaz  zevk yaşatır. Kötü senaryo yok mu dur? Elbette ki bolca vardır, bir senaryo eğer gerçekten kötü ise yönetmen ve oyuncular ne kadar iyi olurlar sa olsunlar senaryoyu kurtaramazlar. Bunlara son zamanlardan “The Box” ve ” Clash of the Titans”  “Iron Man 2” gibi filmleri örnek verebilirim.  Bu filmlerin senaryolarının silik oluşu filmlerin için de yer alan tanıdık starların ve özel efektlerin etkisine rağmen izleyici de hayal kırıklığından başka bir şey bırakmamaktadır.

Senaryonun ilk adımı öncelikle bir hikayenin var olmasını gerektirir, fakat bu hikaye okumak için değil beyaz perdeye yansıtılmak için yaratılacağı için normal bir romandan farklı olmak durumundadır. Bir roman da tüm ayrıntılar hem okuyucunun hayal gücü hem de yazanın dünyasının buluştuğu bir ortama dönüşür. Romanlar da uzun uzun tanımlamalar, derinlemesine yapılan dialoglar ve birçok olay arka arkaya sıralanır. Romanda yer sıkıntısı yoktur, dilerseniz 200 dilerseniz 500 sayfalık bir roman yazabilirsiniz. Romanın amacı okuyanı etkisi altına almak ve roman boyunca hikayeden kopmadan sonuna kadar okuyucuyu bırakmamaktır. Burada hedef okuyucudur.

Senaryo da ise bu şekilde uzunca yazmanın imkanı ne yazık ki yoktur. Senarist hikayesini izleyiciye film yolu ile anlatacağı için senaryosuna bir roman kadar yoğun içerik girmesi mümkün değildir.  Senaryo da ana amaç yönetmene hikayeyi ve karakterleri en iyi şekilde sunmaktır.  Yönetmen kamerasını, senarist ise yazısını kullanarak hikayeyi anlatır. Bu yüzden başlangıçtan bitişine kadar olan zaman dilimi içerisinde olayların ve karakterlerin en etkili biçimde sıralanması gerekmektedir.  Senaryo bir nevi ekrandan hikayeyi anlatmaktır. Senaryonun hedefi izleyicidir.

Her senaryo bir hikaye ya da bir karakter üzerinden başlayarak yavaş yavaş örülür. Kimi zaman bir yerden gördüğüniz bir fotoğraf ya da bir anlık bir olay senaryonun çıkış noktası olabilir.  Her bir karakterin kişisel özellikleri ve birbirleri  ile ilişkisi çok önemlidir. Senaryo ağ gibi örülerek ilerler ve herkesin bir şekilde birbiri ile ilişkisinin olduğu bir atmosfere dönüşür. Bunu sağlayamadığımız zaman hikaye ve karakterler arasında kopmalar yaşanır. Bunu izleyiciye yaşattığınız an ise filminiz sıkıntı yaratan havaya bürünür.

Senaryolar aynı hikayeler de olduğu gibi 3 bölümden oluşur. Bu bölümleri Giriş, Gelişme ve Sonuç şeklinde tanımlayabiliriz. Her senaryonun başında, film içerisinde olacak olayların veizleyici ile buluşacak karakterlerin ana hatları ortaya çıkar. İlk kısımlar seyirciye bir sonraki sahne de ne olacağını meraklandıracak biçimde kurgulanmalıdır. Ana karakterlerin yanına eklenecek yan rollerde ki karakterler ise olaya zenginlik ve derinlik katacaklardır. Mekanların farklılaşması ise seyirciyi başka diyarlara taşıyacak ve görsel olarak da bir tatmin duygusuna ulaştıracaktır. Burada unutmamamız gereken, ne kadar çok karakter ve mekan olursa senaryomuzun o kadar karmaşık olacağına işarettir. Bu yüzden çok karakterler uğraşan senaristleri zorlu bir mücadele beklemektedir. Senaryo ilerledikçe sorunlar ve çatışmalar ile beslenen hikaye ulaşması istenen en uç noktaya ulaşır. Bu bölüme gelişme bölümğ diyebiliriz. Ardından çözümlerin geldiği ve bir sona doğru inişe geçen sonuç bölümü ile senaryomuz en son aşamasına gelir. Çok kısa anlattığım bu 3 bölümün senaryosunun yazılması ise aylar bazen ise bir kaç yıl sürebilir.

Senaryoya başlamadan önce senaristin ne anlatmak ve ne mesajlar vermek istediğini kafasında çok iyi oturtması gerekmektedir. Senaristin uzun ve zorlu sürecek bir sürece gireceği için seveceği ve yazarken zevk almak isteyeceği bir konuda senaryo yazıyor olması onun yarı yolda sıkılmasını önlemesi açısından önemlidir. Hedef seyirci kitlesi de çok önemlidir. Eğer genç kesime hitap edecek bir film senaryosu yazmak istiyorsak gençlerin ilgi alanlarını ve hoşlandıkları konuları seçmek senaryonun başarısında önemli bir rol oynayacaktır. Senarist yazdığı hikayeye hakim olmalı ve karakterlerin karşılaştıkları sorulara cevap verebilmelidir.  Yarattığı karakterlerini iyi tanımalı ve seyirciye iyi tanıtmalıdır.

Hocamın derste dediğini aynen aktarıyorum. “Senarist senaryosu ile evlenir, bu yüzden her gün göreceği eşini severse ancak mutlu olabilir.” Her gün senaryonun içerisinde çıkacak sorunlar ve hatalarla uğraşacak olan senarist için en önemli güç senaryosunu yazarken onu sevmekten vazgeçmemesidir.

Senaristin hayal dünyası ne kadar geniş ise senaryo da o kadar çok orjinallik taşır. Senaristlerin geçmiş yaşamları, okudukları ve izledikleri her türlü eser hayal güçlerine katkı yapar. Tüm birikimleri daha sonra kendi içlerinde oluşturacakları bambaşka hikayelere dönüşerek yazılı hale dönüşür. Senaristin unutmaması gereken konulardan bir tanesi ise mantıktır. Hikayeler de mantıklı bir akış sağlanmaz ise seyircinin olaylara karşı bakışında değişiklikler olur. Hikaye inandırıcılıktan çıkar ve yapay bir hal alır.

Yazılacak senaryonun çok kilişe konulardan seçilmesi ortaya çıkan filmin de tadını kaçırması çok normaldir. Bu durumda bir film ortaya çıksa da çekilen film “UCUZ” yani “CHEAP” bir filmden öteye gitmeyecektir. Sonuçta ne yazarsak yazalım ortaya çıkacak hikaye ana hatları ile Aşk, ölüm, acı, ayrılık, savaş gibi yüzyıllardır işlenen belli konuları içerecektir. Önemli olan bu konuları senaryoya aktarırken diğer senaryolardan farklı düşünmeye çalışarak ortaya başka tatlar çıkarmaktır. Yoksa elbette ki, dünyamızdan ve hayatımızdan yakaladığımız konuları senaryoya aktaracağız. Konu insan olunca da bizlerin de kullanacağı konular diğerleri ile aynı zeminden gelecek konular olacaktır. Burada ki fark, hayal gücümüz ve konuyu anlatış şeklimiz olmalıdır.  İşte en zor olan da senaryonun bu kısmıdır.  Ahmet ya da Mehmet’in yazdığı senaryonun benzerini yazdığımız andan itibaren bizim de senaryomuz sıradanların arasında yerini alır ve ortaya UCUZ diye tabir ettiğimiz bir eser çıkarırız.

Bunu göz önünde bulundurarak yazacağımız senaryoyu olabildiğince diğerlerinden farklı yönde geliştirmek, seyirciyi şaşırtıcı ve sürükleyici hikayeler ile tatmin etmek durumundayız. İlk başlarken öncelikle bol film izleyerek bu filmlerin senaryolarını incelemenizi öneriyorum. Diğer senaristlerin nasıl yazdığını konularını nerelerden seçtiklerini kavramaya başladığınız an da siz de senaryonuzu kurgulamaya başlayabilirsiniz.

Türkiye’de ne yazık ki piyasa dayayınlanan senaryo sayısı o kadar fazla değil. Her ne kadar internette çekilmiş bazı Türk filmlerin senaryolarına ulaşsak da çok fazla seçeneğimiz yok. Bu yüzden senarist olmak isteyen kişilerin İngilizcelerinin kuvvetli olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Amerikan filmlerinin senaryolarına internetten bol miktar da ulaşılabiliyor. Bu senaryoları incelerken de en azından orta seviye bir İngilizce’ye sahip olmanız gerekiyor.

Woody Allen’ın senaryolarını okumanızı tavsiye ediyorum. Hocam da dersler de muhakkak Woody Allen’dan örnekler veriyor ve onun filmlerini izletiyor. Karmaşık dialogları olan, karakterlerin birbirleri ile içe içe geçtiği hikayelerin bizleri şaşırttığı senaryoları ile Wood Allen gerçekten bu alanda dünyanın en önde gelen isimlerinden bir tanesi. Derste yine hocamızın önerdiği bir kaç senaryosu sağlam filmi ise şöyle sayabilirim, “Untouchables”, “Taxi Driver”, “Amedeus”, “Annie Hall”, “Manhattan”,”Leon”.

Ülkemizden de elbette ki senaryo konusunda çok değerli isimlerimiz var. Ne yazık ki dünya tanımıyor ama Yavuz Turgul, rahmetli Atıf Yılmaz, rahmetli Ertem Eğilmez gibi değerlerimiz var. Bunun dışında adını başta Avrupa’da duyurmuş olan Semih Kaplanoğlu, Nuri Bilge Ceyhan ve Çağan Irmak son zamanların yükselen değerleri. Yurt dışından ise Fatih Akın’ı a saymadan geçmek istemiyorum. Bu isimlerin de senaryolarını bulursanız incelemenizi öneriyorum. Nuri Bilge Ceyhan’ın sanıyorum kitap halinde basılmış senaryoları var. İçten ve samimi duygularla yazılan, hayatı çok yalın halde sunan senaryolarını okumanızı öneriyorum. Uzakdoğu’da derste hocam “Nuri Bilge Ceyhan” dediği zamangerçekten çok gurur duydum.

Konumuza yeninden dönersek, senaryo yazmak hem zevkli hem de zor bir iş ama herkesin bir hikayesinin olduğunu düşünürsek neden sizler ya da ben tadları damakta kalacak senaryolar yaratmayalım? Değil mi? Bu yüzden belli bir eğitim alarak bu işin temel bilgilerine sahip olmamız gerektiğine inanıyorum. İlk etap da kısa bir senaryo yazıp zaman içerisinde kısa senaryolardan uzun metraj filmlerin senaryolarına geçiş yapabiliriz.  Çok uzun yazılacak hatta kitap olacak kadar derin bir konu olan senaryo yazma konusunda benim şimdilik yazacaklarım bu kadar. Dilerim güzel hikayelerinizi yine aynı güzellikte olan dünyamız ile paylaşırsınız.  Sorularınız olursa elimden geldiğince sizlere yardımcı olmak isterim.

Hepinize bol şans.

Rıfat KARLOVA

http://www.rifatkarlova.com

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: