h1

Uzakdoğu eğlence endüstrisini tanıyalım

January 26, 2013

Uzakdoğu eğlence endüstrisini tanıyalım

Bizler ve Avrupalılar ağırlıklı olarak Amerikan eğlence endüstirisiyle yetişsek de ülkemizden kilometrelerce uzakta olan Uzakdoğu bölgesi de yavaş yavaş dünyadaki eğlence endüstrisine olan yeni etkisiyle bugünkü bloğumda konuğum  olmayı hak etti. Bolca mistik kültür ve bol bol da farklılık kokan bu coğrafya son bir kaç yılda özellikle müzik grupları ve filmleri ile batıya daha fazla eğlence ihraç eden bir duruma gelerek yüz milyonlarca dolarlık dev bir endüstri boyutuna ulaştı.

Bundan daha eski zaman dilimlerine gidecek olursak karşımıza ilk çıkacak olan benim de küçüklüğümde bol bol izlediğim Japon çizgi filmleri ve Çin Kungfu filmleri olacaktır. Bu iki tür günümüzde de dünyada milyonlarca insan tarafından takip edilmeye devam etmekte ve hepimizin bildiği gibi birçok Japon çizgi  filmi Amerikan sineması tarafından beyaz perdeye aktarılmaktadır. Bunun yanında  güçlenen ekonomisiyle birlikte artık Çin filmleri de milyonlarca dolar harcayarak Hollywood’dan hiç de aşağı kalmadıklarını göstermektedirler.

Genel olarak baktığımız zaman özellikle televizyon programları açısından en yaratıcı ve aktif olan ülkenin Japonya olduğunu söyleyebilirim. Fakat son bir kaç yıldır özellikle Güney Kore’nin dev firmalarının dünyada ön plana çıkmasıyla beraber Koreli grupların Asya‘yı ele geçirmeye başlamış olmaları da gözden kaçırılmamalıdır. Super Junior ile başlayan furyaya eklenen Girl’s Generation ve 2012 nin bombası PSY ’da aynı şekilde Kore’nin eğlence endüstrisindeki yeni gücünü gözler önüne sermektedir.  Bundan 5-10 sene öncesine gidecek olursak Kore ismini pek duymazken artık Kore, dünyanın ve özellikle de Asya ’ nın yeni eğlence merkezi  olarak göze çarpmaktadır.

Batının çok sayıda büyük televizyon yapımları da artık bu ülkelerin yapımcıları tarafından da büyük ilgi görmektedirler. Özellikle Çin ‘in büyük televizyon kanalları binlerce dolar harcanan tv şovları ile milyonları ekrana çekmeyi başarmaktadırlar. Hatta yaşadığım Tayvan adasından da çok sayıda Tayvanlı, Çin’deki tv şovlarına katılarak kendilerini daha büyük coğrafyalara tanıtmayı başarmaktadırlar.  Durum böyle olunca da sektör giderek büyümekte ve daha bir renkli hale gelmektedir. Elbette ki bu rengin yanında rekabet de hiç olmadığı kadar kızışmaya başlayarak çok sayıda yıldız adayının ortaya çıkmasına veya yok olmasına sebeb olmaktadır.

Tekrardan Japonya ya dönecek olursak, Japonya’ nın yıllardan beri var olan ekonomik üstünlüğü çevre ülkelerde Japon kültürünün yayılmasında en büyük etkenlerin başında gelmektedir. Sayısız Japon film kahramanlarının oyuncaklarından tutunda online oyunlara kadar Uzakdoğu’da Japon çılgınlığı halen sürmeye devam etmektedir. Sevimli kedi Hello Kitty veya One Piece çizgi film karakterlerinin yapmış olduğu ekonomik harcamanın boyutu milyonlarca doları çoktan geçmiş olması açısından büyük bir örnek oluşturmaktadırlar. Tayvan adasında da çok sayıda genç ve hatta orta yaşlı insan, sırf bu ürünleri alabilmek için birbirleri ile neredeyse yarışır hale gelmişlerdir. Aynı şekilde kızların giyimleri ve makyajları da Japon kültüründen etkilenmeye devam etmektedir. 100 milyonu geçen nüfusu ile Japonya hem usta yönetmenleri hem de büyük oyuncularıyla da dünya eğlence endüstrisinde kendisine has olan yerini bugün de başarıyla korumaktadır ve Uzakdoğu için önemli bir eğlence merkezi durumundadır.

 

Çin ise tarihi ve kültürel mirasının sayesinde bugün çoğu sinemasever tarafından bilinmekte olan bir ülkedir. Belki derinlemesine bilinmez ama Bruce Lee dediğiniz anda ufak çocuklar bile size bir kaç kelime söyleyebilirler. Japonya gibi Çin de kendine has olan özellikleri sayesinde dünyada belli bir pazara sahiptir. Bu pazarda da çok sayıda Çinli oyuncu önce Çin sonra da Amerikan filmlerinde karşımıza çıkarak eğlence endüstrisinde olan görevlerini başarıyla yerine getirmektedirler. Bunların yanında Çin’ in Hong Kong bölgesi onlarca yıldır süre gelen oyuncu ve yönetmen fabrikası olma rolünü de hala üstlenmeye devam etmektedir.  Hong Kong’lu şarkıcıların sahnelerinden tutun da kostümlerine kadar oldukça sağlan şovlar yaptıklarını söyleyebilirim. Onların da etkilendikleri yer ise tüm dünyanın olduğu gibi Amerikan eğlence endüstrisidir.

 

Japonya’dan ve Çin’den az biraz bahsettikten sonra elbette ki sıra mutlaka ama mutlaka Güney Kore’ye gelmelidir. Şunu çok açık söyleyebilirim ki,  bugün Kore bu iki ülkenin de önüne geçecek kadar büyük bir eğlence endüstrisi etkisine sahiptir. Sadece bir şarkısı ile dünyayı kasıp kavuran güneş gözlüklü PSY  Kore’nin 2012 senesinde dünya eğlence endüstrisine en büyük hediyesidir ve hatta damgasıdır.  Aynı zamanda Kore firmalarının ardı ardına büyük kar rakamları açıklamaları ve kendi yıldızlarına sponsor olmaları da Kore’nin hem Asya hem de dünyadaki etkisini daha kalıcı kılmaktadır. PSY den önce Super Junior ve Girl’s Generation gruplarının Asya’ yı nasıl salladıklarını söylememize bile gerek yoktur. Çünkü bu gruplar şu anda milyonlarca hayranı olan dev bir para kazanma makinasına dönüşmüş durumdadırlar. Kore müzik gruplarının yanında dizileri de Asya da bolca izleyiciye sahip olması açısından büyük bir ekonomik etkiye sahiptir. 50 Milyonluk bir nüfusa oranla aslında Kore’nin yapmış olduklarını rahatça boyundan çok büyük işler olarak nitelendirebiliriz.

 

Küçük Çin olarak nitelendirilen Tayvan da kendi boyutuna oranla büyük bir potansiyele sahip olmasıyla özellikle Çince konuşulan coğrafyada etki yapmaatadır. Bugün çok sayıda Tayvanlı yıldız Çin’in en çok sevilen ve weibo sitesinde en çok takipçisi olan yıldızların başında gelmektedirler. Tayvan’ın da Çinli olması ve aynı kültürü yaşaması kendi yıldızlarına Çin de büyük avantajlar sağlamaktadır. Tek parti ile yönetilen Çin Halk Cumhuriyeti’ nin aksine Tayvan da yaşanan rahat ortam Kıta Çin seyircilerini de Tayvan programlarına çekmek de ve çok sayıda Tayvan tv şovu Çin de beğenilerek izlenmektedir. Tayvanlı şarkıcılar da önce Tayvan adasında parladıktan sonra soluğu Çin de almakda ver ardı ardına büyük konserler vererek milyonlarca insanı coşturmaktadırlar.

 

Elbette ki Uzakdoğu bölgesi bir Amerikan eğlence endüstrisi kadar farklılık veya geniş haraket alanı şu anda sağlayamayacak kadar geridedir ama zaman içerisinde Uzakdoğu da çok daha renkli bir eğlence endüstrisi olacağı tahmini de yalnış sayılmaz. Kısaca özetleyecek olursak Jet Li’sinden Ang Lee’sine veya PSY’ından Takeshi Kaneshiro’suna kadar Uzakdoğu çok sayıda yetenekli sanatçıya sahiptir. Kimisi elinde mikrafonu kimisi ise mini eteğiyle milyonlarca insana eğlence sunmaya ve sektöre milyonlarca dolar akmasına sebeb olmaktadır. Bu yüzden de çok sayıda Batılı firma bu bölgede yatırımlar yapmakta ve eğlence endüstrisinden kendisine de pay kapmaya çalışmaktadır. Benim dileğim bu sektörde olan bir isim olarak, Türk kültürünü de bu zengin coğrafya ile birleştirerek Uzakdoğu eğlence endüstrisinde var olmaya devam etmektir.

İyi eğlenceler,

 

Rıfat KARLOVA

 

http://www.rifatkarlova.com

h1

Rıfat Karlova’dan Harika bir Kapadokya programı

January 25, 2013

Çince konuşulan coğrafyada milyonlara Türkiye’yi tanıtan Rıfat Karlova’nın ekibiyle birlikte Kapadokya’da çekmiş oldukları program.

h1

Rıfat Karlova’dan Harika bir Istanbul programı

January 22, 2013

Çince konuşulan coğrafyada milyonlara Türkiye’yi tanıtan Rıfat Karlova’nın ekibiyle birlikte Istanbul’da çekmiş oldukları program.

h1

Nasıl Gezi Programı Sunucusu Olunur?

January 22, 2013

Çok uzun zamandır televizyon bloğuma dokunamamıştım, insan televizyonla uğraştığı zaman sanırım kendini kaptırıp gidiyor ve zaman zaman böyle boşluklar olabiliyor. Bu yüzden tüm blog severlerden özür diliyorum ve yeniden bloğumun sayfalarına hayat vermeye başlıyorum.

Geçtiğimiz haftalarda çok sayıda kişiden mail aldım ve baktım ki oldukça fazla sayıda insan gezi programı sunmak istiyor. Bu yüzden de gezi programlarının sunmak isteyenlere yönelik bir kaç satır yazmak istedim. Umarım bu alanda kariyer yapmak isteyenlere faydası dokunur.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki her ne olursa olsun gezi programlarına sunucu olmanın kesin bir yolu yok. Yani, arkadaşlar şöyle yaparsanız ve birde şunu eklerseniz gezi programı sunarsınız diye bir yol göstermem imkansız. Kendi gözlemlerime ve içinde bulunduğum sektöre göre şunu diyebilirim ki kendinizi bir şekilde TV kanallarına göstermeniz gerekiyor. Eğer kanalların kafasındaki formata uyuyorsanız bu işin ilk adımını atabilirsiniz. Örneğin ünlü bir ahçının ( Anthony Bourdain veya Andrew Zimmern) bir TV den program teklifi alması ile bir anda gezi programı sunmaya başladığını görmemiz çok olağan bir durum.Ya da ülkemizden bir örnek verecek olursak Vedat Milör’ün gurmelik alanındaki tecrübelerini değerlendirmek isteyen NTV kanalının ona bu formatta bir program yaptırması da oldukça normal.

Görüldüğü gibi TV lerde oluşan talebin ardından kanallar bu alanda başarılı olan kişilerin peşine düşüyorlar. Bu kişiler ise zaten başka alanlarda başarılı oldukları ve kendilerini kanıtladıkları için TV sektörüne daha rahat bir giriş yapabiliyorlar.  Ne yazık ki ülkemizde gezi programı üretimi batılı ülkelerdeki kadar yoğun değil o yüzden de çok kısıtlı sayıda kişi bu alanda bir kariyer yapabiliyor. Örneğin batılı ülkelerde ya da benim bulunduğum coğrafya olan Uzakdoğu’da bu tür programların çokça bulunması kanalları yeni yüzler aramaya itiyor. İşte bu noktada da kanallar zaman zaman daha önce hiç tecrübesi olmayan yeni yüzleri bulmak için ilanlar veriyorlar. Sanıyorum ki bir çok gencin beklediği fırsat da tam burada ortaya çıkıyor. Bu tür ilanı görenler doğrudan formları doldurup kanalların önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlar ve bir bir mülakata alınıyorlar.  Mülakatlara yakışıklısından en güzeline ve en maceraperestinden en güçlüsüne kadar çok sayıda özelliklere sahip kişi katılıyor. Kanal yönetimi de bunların içerisinden program formatına en uygun olan yüzü seçiyor. Burada gereken ise hem almış olduğunuz eğitim hem de mülakat boyunca göstermiş olduğunuz performans. Bu yüzden de daha sportif olanlar ve yabancı dillerini öne çıkaranların avantajı genel anlamda daha fazla oluyor. Ayrıca iş konusu sunuculuk olduğu için adaylarda  iletişim becerisine de bakılıyor. İşin üzücü kısmı bu tarz seçmelerin çok ama çok az yapılıyor olması.

Örneğin 2006 senesinde Tayvan da TLC kanalı bir sunucu aradığını duyurmuştu ve bunu duyan yüzlerce genç bu kanala başvurularını yapmaya başladılar. TLC İngilizce yayın yaptığı  ve aynı zamanda Asyalı bir yüz aradığı için başvuranların hepsi Çin asıllı Amerikalılardı.  Adaylardan kendilerini tanıtan kısa bir video çekmeleri istenmişti ve herkez o videolarda kendini göstermeye çabalamıştı.  Peki, kanal kimi seçti.?

Janet isimli bir genç kız Teksas ta doğup büyümüş ve eğitimini de ABD de tamamlamıştı. Fiziği güzeldi ve bir kaç tane de yabancı dil biliyordu. Aynı zamanda keman çalıyor olması ve mülakatta da sevimli yapısıyla öne çıkması onu TLC FUN TAIWAN isimli programın sunucusu yaptı. Janet 2011 senesinde Altın Çan en iyi gezi programı sunucusu ödülünü de kazandı ve şu anda Tayvan da oldukça popüler olduğunu söyleyebilirim.  Gördüğünüz gibi kanalın sunucusunu dışarıdan seçmiş olması Janet in şansıydı fakat en önemlisi Janet’in karakter özellikleri ve eğitimi ona bu şansı değerlendirme olanağı sunmuştu. Aynı şekilde benim çok sevdiğim bir sunucu olan ünlü Ian Wright’ da bu şekilde seçilmişti.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye de bu alanda yayın yapan kanal çok fazla yok aynı zamanda büyük kanallarımızın çoğu gezi programlarına daha az yer veriyorlar. Her ne kadar TRT ve benzeri kanallarda gezi programları olsa da TLC ya da Discovery kanallarındaki gibi dünyayı gezen program sayımız bir iki taneden öteye geçmiyor.Ne yazık ki durum böyle olsa da benim sizlere tavsiyem öncelikle yaşadığınız çevreyi ve bu sektörde hangi kanalların var olduğunu iyi analiz etmeniz. Bunu yaptıktan sonra tek tek hangi program var, kimler sunuyor ve sunucuların  geçmişleri ne şeklinde ufak araştırmalar yaparak yolunuzu belirlemenizi öneriyorum. Eğer çevrenizde yapımcı veya kanallarda çalışan tanıdıklarınız varsa kendi demolarınızı da hazırlayıp onlarla paylaşabilirsiniz. Yeteneklerinizi iyi belirleyip kanallara en iyi şekilde iletirseniz belki de sizi  bir programda kullanmayı düşünebilirler.Stajyer olarak da kanallara girmeyi deneyebilirsiniz, bu sayede sektörden kişilere ve haberlere yakın olma şansını yakalarsınız.  Ayrıca şunu da eklemeliyim ki gezi sunucusu olmadan önce ufak programların veya yerel kanalların dış sunucusu olma şansı da gelebilir. Küçük küçük haberleri kanalla paylaşan bir muhabir olmanız bile size gelecek için büyük avantaj sağlayacaktır.

 

Gezi programlarını sunmak oldukça yorucu olmasına rağmen gerçekten de çok eğlenceli bir iş, fakat daha öncede söylediğim gibi herşey biraz şans ve kendinizi doğru şekilde pazarlayabilmenize bağlı. Keşke ülkemizde de çok sayıda gezi programı olsa da farklı farklı yüzlerin sunduğu birbirinden eğlenceli yolculuklara çıkabilsek. Dilerim sizlerde birgün bir gezi programı sunma şansını yakalarsınız ve hayatınızda yep yeni bir sayfa açılır. Bol şans.

 

Rifat Karlova

http://www.rifatkarlova.com

h1

Spirit of being a Travel Host (愛玩客吳鳳的精神)

January 22, 2013

This is the I WALKER travel program from Taiwan and the host is Golden Bell Award Best Travel Host winner Rifat Karlova. Actually many people are dreaming of being a travel host but just some people can make their dream come true. Being a travel host needs a bit luck and a lot of hard work. Every travel show has its own content, some of them introduces food, some of them are going to remote countries or some of them need real climbers etc. I WALKER show is in Chinese so all the content is about Taiwan and Chinese culture, However, Rifat Karlova is not native Chinese speaker so the show gives audience another kind of entertainment spirit. Rifat is showing people how he sees Chinese culture and Taiwan around him。Millions of people are watching this young guy because of his humorous hosting style and kind attitude towards the people during shooting. In I WALKER show Rifat catches big fishes, eats different kind of food and experience local life in Taiwan. It is one of the only shows which use foreign artist in prime time in the world. Hope you enjoy this short clip of I WALKER.

h1

Televizyon Programlarının Ruhu

December 11, 2011

Kendi program çekimlerim yüzünden uzun bir zamandır “Renkli Televizyon” siteme yazı ekleyememiştim. Sonunda güzel bir pazar sabahı yakaladım ve canım bloğuma geri döndüm. Bu sefer farklı bir başlık ile yazıma başlıyorum ve ilk okuduğunuzda şaşıracağınızı tahmin ediyorum.  Fakat televizyonla biraz ilgileniyor ve hatta kamera önünde çalışıyorsanız sanırım ne demek istediğimi yazımı okumaya başladığınız anda daha iyi anlayacak olduğunuza eminim.

Bir süredir bir kaç ayrı kanala farklı içeriklerle programlar sunduğum için televizyon programlarının ruhu olduğuna inanmaya başladım.Bunun sebebi ise sunmuş olduğunuz programın gerçek anlamda aynı bir insan gibi zamanla şekilleniyor oluşu. Özellikle ilk bir kaç bölüm bunu anlayamayabilirsiniz ama zamanla programın içeriğine ısındıkça ve gelen ratinglere göz atınca programınızın gerçek anlamda yaşadığını hissediyorsunuz. Bu hissi yakaladığınız anda ise her program çekiminde ses tonunuzdan tutun da kıyafetinize kadar büyük bir özen göstermeniz gerektiğini öğreniyorsunuz. Çünkü sizin sunduğunuz program yapmış olduğunuz her bir eklemede ya da yenilikte bir anda kabuk değiştirebiliyor. Programa bir şekil vermeniz ve o şekilde sunmanız gerekiyor. Program tam anlamıyla oturana kadar da üzerinde oldukça yoğun bir şekilde çalışılıyor. Seyirci programa alıştıkça sizde sunuculuk stilinize yeni bir yön veriyorsunuz. Örneğin program sakin ve duygulu bir içeriğe sahipse sunucu olarak sizin de ona göre haraket etmeniz ve ses tonunuzu içeriğe göre ayarlamanız gerekiyor. “Kim 500 Milyar İster ?” yarışmasını izleyenler hatırlarlar, Kenan Işık’ın programdaki tutumu ve ses ton sanıyorum size programın ruhu ve stili hakkında biraz fikir verebilir. Kenan Işık o tok sesiyle sunduğu programına farklı bir tat getirmiş ve seyirciler de zamanla bu sunum şeklini oldukça beğenmişti. Daha sonra da Kenan Işık programını yine aynı şekilde sunmaya devam etti. Program ile sunucu ortak noktayı ve seyircilerin seveceği şekli yakaladığı anda da başarı kendiliğinden gelmişti.

Kendiniz program sunuyorsanız programınızın ana hatlarını oturtmanız ve ona son şeklini vermeniz ise 6 ay gibi bir zamana yayılabileceğini bilmeniz gerekiyor. Çünkü hiç bir program daha ilk yayınlandığı gün tam anlamıyla oturmuş sayılmıyor. Programınızı şekillendirmek için belli bir zaman harcadıktan sonra gelen yorum ve eleştirilere göre programı daha farklı sunmaya özen gösteriyorsunuz. Bu süre içerisinde de sanki aynı takımda top oynayan iki oyuncu gibi program ile aranızda bir ilişki kuruluyor. Her program çekiminde artık programın nasıl aktığını ve çevrenizdeki ekip arkadaşlarının nasıl çalıştığını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Bu sayede de programınıza daha yoğun bir enerji verebiliyor ve yapmak istediklerinizi daha etkili bir şekilde ekrana yansıtabiliyorsunuz.

İlk çekimlerin ardından ilerleyen günlerde programa alıştıkça seyircide sizi kabullenmeye ve daha fazla sevmeye başlıyor. Aksi halde seyirci ile aranızdaki bağı bir türlü kuramıyor ve gereken izlenme oranını yakalayamıyorsunuz. İşte bu yüzden de seyircileri çok iyi analiz etmeniz ve programa gerçek anlamda hayat vermeniz gerekiyor. Çünkü insanlar sizi sevmeye ya da nefret etmeye başlıyorlar. Program hakkında daha fazla konuşulmaya başlandıkça, daha çok yorum ve rating almaya başladıkça program yavaş yavaş rayına oturuyor.

Eğer programınız hızlı bir akışa ya da macera dolu içeriğe sahipse sizde kıyafetlerinizi ve stilinizi ona göre  hazırlıyorsunuz. Kendi programımdan bir örnek verecek olursam, programım doğa, gezi ve macera temalarını kapsadığı için her seferinde farklı canlılarla karşılaşıyorum. Bu yüzden de her defasında farklı duyguları izleyicilere aktarmam gerekiyor. 3 ayrı yönetmenimiz olduğu için her yönetmenin stiline uygun bir sunum ortaya koymaya çalışıyorum. Kıyafetleri doğaya göre belirliyor ve seyircilerin seveceği bir şekilde programımı sunmaya çalışıyorum. Programda Çince konuştuğum için zaman zaman hatalarım oluyor fakat bir yabancının mükemmel Çince konuşmasını açıkçası izleyiciler istemiyorlar. Bu yüzden de zaman zaman bilerek hata yaptığım ve program sevimlilik kattığım oluyor. İşte bu da programın ruhunu yansıtması açısından önem taşıyor. Seyirci sizin telafuzunuzu ve yabancı gözünden olan tanıtımızı izlemek istiyor. Doğa ile olan mücadelenizde yaşadıklarını daha yakından tanımak istiyor. Sizde seyircilerin alışmış olduğu bu sunum şeklini koruyor ve üzerine artılar koyarak programınızı şekillendiriyorsunuz.

Şu ana kadar 11 bölüm yayınladığımız için artık programın nasıl akacağı hakkında daha fazla bilgiye sahibim ve sunuculuğu da o yönde yapmaya çalışıyorum. Bir yabancı Çince program sunduğu için programa daha çok uluslararası bakış açısı getirmeye ve mümkün oldukça daha çok kişiyle iletişim kurmaya çalışıyorum. Program beni kabul ettikçe ben de programa daha fazla ısınıyorum ve etrafımdaki çalışanlarla daha kolay iletişim kurabiliyorum.  Şu ana kadar olan gözlemlerimiz ve ratinglerin durumuna göre seyirci benim doğal halimi seviyor ve bu yüzden de tüm röportajları ve çekimleri olabildiğince doğaçlama yapmaya çalışıyoruz. Tüm bunları birebir yaşadığınız zaman ise programın ruhunu daha yakından hissedebiliyor ve onu ekranda her izleyişinizde gerçek anlamda yaşadığına şahit olabiliyorsunuz.

Geçmişte yayınlanan ve programları ile güzel bir iletişim yakalayan isimleri sayacak olursa aklıma ilk başta rahmetli Steve Irwin geliyor. Hatırlayacağınız gibi timsahları yakalamasıyla meşhur olan bu sevimli adamı kısa şortu ve timsahların üzerine atlamasıyla sevmiştik. Programında müthiş bir enerji yakalayan bu değerli adam programın ruhunu yaşayan sunucuların başında geliyordu. Ayrıca Güner Ümit’in Turnikesi,rahmetli  Cenk Koray’ın kutu açması, doğada ne bulursa yiyen “BEAR” ın sunumları da program ruhunu yaşayan sunuculara örnek verilebilir.

Saygılarımla,

 

Rıfat Karlova

http://www.rifatkarlova.com

h1

Türk Yapımcılar Televizyon Formatlarını Neden Dışarıdan Alıyorlar?

July 26, 2011

Türk Yapımcılar Televizyon Formatlarını Neden Dışarıdan Alıyorlar?

Türkiye’de televizyon formatları konusuyla ilgilenen oldukça fazla kişi olduğunu açıkçası tahmin etmiyordum ama aldığım çok sayıda maildan sonra fark ettim ki birçok kişi Türk TV formatları yaratmak istiyor. Bu aslında güzel ama bir o kadar da düşündürücü bir durum. Güzel olmasının sebebi yabancı ülkelerden program almayarak hem paramızı içerde tutabilecek hem de yaratıcılığı destekleyecek olmamız. Düşündürücü olmasının sebebi ise televizyon alanında çalışmayan çok sayıda kişinin program üretmeye çalışarak sektöre amatör bir şekilde yaklaşıyor olmaları. Durum böyle olunca da aradaki dengeyi kurmakta zorluk çektiğimizi düşünüyorum.

Yapımcıların  “Abi benim formatım var, bak çok güzel.” Şeklinde bir girişime çok sıcak bakmamalarını da olumlu karşılıyorum. Bu kadar çok formatın içerisinde elbette ki güzel olanların da olduğuna eminim  ama onlar da ne yazık ki şu anda Türk televizyon yapımcılığı olarak içinde bulunduğumuz dış yapımları kopyalama hastalığımız yüzünden taslak olmaktan öteye gidemiyorlar. Türkiye’de sadece TV formatları değil aynı zamanda günlük hayatımızda kullandığımız çoğu teknolojik ürün ve ağır sanayinin gelişmiş makinaları da yurt dışından alındığı için, ben formatların yurt dışından alınmasına pek şaşırmıyorum. Açıkçası bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da Batının gerisindeyiz.

Yapımcıların gözünden bakacak olursanız yabancı programları almak onların riskini azaltıyor, çünkü elde hazır olan bir programı almak tamamen yeniden yaratmaktan daha kolay ve az maliyetli bir seçenek olarak gözüküyor. Sonuçta yabancı ülkeden alınan programlar hem kendi ülkelerinde hemde başka ülkelerde rating kazandıkları için yapımcılar tarafından öncelikli olarak görülüyorlar. Bu yapımları alan Türk yapımcıları bir nevi yabancı ülkelerdeki yapımcıların Türkiye distrübitörü durumuna düşüyorlar. Böylece yabancı ülkelerde üretilen her yapım ülkemizdeki yapımcılara sunuluyor ve beğenilenler  ekranlarımızdaki yerlerini alıyorlar. Türkiye’deki yapımcılık daha çok uyarlamacılık şeklinde işliyor.

Bir yapımcı öncelikle kendisini ve kazancını düşüneceği için yapacağı işten doğal olarak zarar etmek istemiyor. Bu yüzden de çok sayıda kişinin “Benim formatım var.” Şeklinde olan girişimlerine piyasada çok sıcak bakılmıyor. Yapımcıların kendileri de program yaratmaya niyetli olmadıkları için tek çare yabancı ülkelerde başarı kazanmış olan yapımları Türkiye’ye uyarlamak olarak gözüküyor. Burada kırılış noktası ise yapımcılara profesyonel bir biçimde program formatlarını sunmaktan geçiyor. Bu profesyonelliğin içerisinde elbette ki demolar, maliyet rakamları, en ince ayrıntısına kadar düşünümüş hesapların olması gerekiyor. Bunu sağladığınız anda yapımcılarla aynı masaya oturma şansınız da artıyor. Unutmadan ekleyeyim,  tüm çabalarınıza rağmen yapımcılara ulaşamama ihtimaliniz de bulunuyor.

Yapımcıların popüler olanları hem ünlü hem de zengin oldukları için ister istemez belli bir havada oluyorlar ve dış dünyaya daha yüksekten bakabiliyorlar. Sizin elinizde harika bir program dahi olsa yapımcı kendisini çoğu zaman sizin üzerinizde bir noktaya oturtuyor. Bu yüzden de eğer profesyonel haraket etmesseniz yapımcı ile aranızda kurulacak olan bağlantıda sorunlar çıkıyor. Yapımcı ya sizle ilgilenmiyor, ya da başından savmaya çalışabiliyor. Çoğu zaman yapımcı yerine alt kademelerde çalışan kişilerle muhattap olmanız gerekiyor. Sonuçta yapımcılar hem meşgül insanlar hem de az önce demiş olduğum gibi çoğunlukla biraz burnu havada olan kişiler.

Sektörde kazanç oldukça fazla olduğu için herkes kurnazlık ve yer yer acımasızlık peşinde olabiliyor. Size verilen sözler bir anda yok olup tüm bağlantılarınız bir anda kopabiliyor. Bu yüzden de bu sektörde haraket ederken sağlam isimler ile çalışmanız gerekiyor. En yakın gözüken birisi bile anında elinizdeki formatı alıp sizi kapı dışına koyabiliyor. Sırtınızdan geçinmek isteyenlerin de olacağını düşünürseniz girmiş olduğunuz bu sektörün zorluklarını daha yakından hissedebilirsiniz. Sektörde adam kayırma, torpil, adam harcama gibi durumlar her gün yaşanıyor. Bu  yaşananlar sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sektörün ne kadar zor olduğunu bize kanıtlıyor. Çünkü sonunda para ve ün gibi iki tehlikeli güç barındırıyor.

Türkiye’de format üretimi aynı diğer üretim alanlarındaki gibi oldukça geriden geliyor ve bunun içinde Türkiye’de yaratılan format fikirlerine değer verilmiyor. Eğer gücünüz varsa kendi cebinizden program çekmeniz dahi isteniyor. Ya da en güzeli sponsorların desteğini alarak kendi adımlarınızı atmanız gerekiyor. Ayrıca kesinlikle eklemem gereken bir nokta; sektörde idealist yapıda yapımcıların çok az oluşu. Bu yüzden de çoğu yapımcı genelde piyasadaki durumdan etkilenerek yabancı ülkelerin (Başta Hollanda) yapımlarına yöneliyor. Gönlümüz istiyor kendi yaratıcı zekalarımızdan ortaya birşeyler çıksın ama görünen o ki kimsenin üretmeye niyeti yok ve bu yüzden de dışarıdan alınan programlar ekranlara getirilmeye devam ediliyor. Açıkçası hem kolaya hem de kısa yola kaçmak çoğu kişinin işine geliyor.

Siz yine de hayal gücünüzü sınırlamayın, yazın, çizin, karalayın ve bunlara kesinlikle güzel bir demo çekmeyi unutmayın. Mümkünse sektöre yakın bir pozisyonda çalışın. Olabildiğince daha fazla yapımcı tanıyın ve sektörde olduğunuzu hissettirin. Yabancı ülkelerin ürettikleri formatları takip edin. Çok acele etmeden, planlı programlı bir şekilde program formatlarınızı  şekillendirin. Bakarsınız gün gelir yabancı ülkeler bizden format alırlar. Neden olmasın?

 

Rıfat Karlova

www.rifatkarlova.com