December 11, 2011
Kendi program çekimlerim yüzünden uzun bir zamandır “Renkli Televizyon” siteme yazı ekleyememiştim. Sonunda güzel bir pazar sabahı yakaladım ve canım bloğuma geri döndüm. Bu sefer farklı bir başlık ile yazıma başlıyorum ve ilk okuduğunuzda şaşıracağınızı tahmin ediyorum. Fakat televizyonla biraz ilgileniyor ve hatta kamera önünde çalışıyorsanız sanırım ne demek istediğimi yazımı okumaya başladığınız anda daha iyi anlayacak olduğunuza eminim.
Bir süredir bir kaç ayrı kanala farklı içeriklerle programlar sunduğum için televizyon programlarının ruhu olduğuna inanmaya başladım.Bunun sebebi ise sunmuş olduğunuz programın gerçek anlamda aynı bir insan gibi zamanla şekilleniyor oluşu. Özellikle ilk bir kaç bölüm bunu anlayamayabilirsiniz ama zamanla programın içeriğine ısındıkça ve gelen ratinglere göz atınca programınızın gerçek anlamda yaşadığını hissediyorsunuz. Bu hissi yakaladığınız anda ise her program çekiminde ses tonunuzdan tutun da kıyafetinize kadar büyük bir özen göstermeniz gerektiğini öğreniyorsunuz. Çünkü sizin sunduğunuz program yapmış olduğunuz her bir eklemede ya da yenilikte bir anda kabuk değiştirebiliyor. Programa bir şekil vermeniz ve o şekilde sunmanız gerekiyor. Program tam anlamıyla oturana kadar da üzerinde oldukça yoğun bir şekilde çalışılıyor. Seyirci programa alıştıkça sizde sunuculuk stilinize yeni bir yön veriyorsunuz. Örneğin program sakin ve duygulu bir içeriğe sahipse sunucu olarak sizin de ona göre haraket etmeniz ve ses tonunuzu içeriğe göre ayarlamanız gerekiyor. “Kim 500 Milyar İster ?” yarışmasını izleyenler hatırlarlar, Kenan Işık’ın programdaki tutumu ve ses ton sanıyorum size programın ruhu ve stili hakkında biraz fikir verebilir. Kenan Işık o tok sesiyle sunduğu programına farklı bir tat getirmiş ve seyirciler de zamanla bu sunum şeklini oldukça beğenmişti. Daha sonra da Kenan Işık programını yine aynı şekilde sunmaya devam etti. Program ile sunucu ortak noktayı ve seyircilerin seveceği şekli yakaladığı anda da başarı kendiliğinden gelmişti.
Kendiniz program sunuyorsanız programınızın ana hatlarını oturtmanız ve ona son şeklini vermeniz ise 6 ay gibi bir zamana yayılabileceğini bilmeniz gerekiyor. Çünkü hiç bir program daha ilk yayınlandığı gün tam anlamıyla oturmuş sayılmıyor. Programınızı şekillendirmek için belli bir zaman harcadıktan sonra gelen yorum ve eleştirilere göre programı daha farklı sunmaya özen gösteriyorsunuz. Bu süre içerisinde de sanki aynı takımda top oynayan iki oyuncu gibi program ile aranızda bir ilişki kuruluyor. Her program çekiminde artık programın nasıl aktığını ve çevrenizdeki ekip arkadaşlarının nasıl çalıştığını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Bu sayede de programınıza daha yoğun bir enerji verebiliyor ve yapmak istediklerinizi daha etkili bir şekilde ekrana yansıtabiliyorsunuz.
İlk çekimlerin ardından ilerleyen günlerde programa alıştıkça seyircide sizi kabullenmeye ve daha fazla sevmeye başlıyor. Aksi halde seyirci ile aranızdaki bağı bir türlü kuramıyor ve gereken izlenme oranını yakalayamıyorsunuz. İşte bu yüzden de seyircileri çok iyi analiz etmeniz ve programa gerçek anlamda hayat vermeniz gerekiyor. Çünkü insanlar sizi sevmeye ya da nefret etmeye başlıyorlar. Program hakkında daha fazla konuşulmaya başlandıkça, daha çok yorum ve rating almaya başladıkça program yavaş yavaş rayına oturuyor.
Eğer programınız hızlı bir akışa ya da macera dolu içeriğe sahipse sizde kıyafetlerinizi ve stilinizi ona göre hazırlıyorsunuz. Kendi programımdan bir örnek verecek olursam, programım doğa, gezi ve macera temalarını kapsadığı için her seferinde farklı canlılarla karşılaşıyorum. Bu yüzden de her defasında farklı duyguları izleyicilere aktarmam gerekiyor. 3 ayrı yönetmenimiz olduğu için her yönetmenin stiline uygun bir sunum ortaya koymaya çalışıyorum. Kıyafetleri doğaya göre belirliyor ve seyircilerin seveceği bir şekilde programımı sunmaya çalışıyorum. Programda Çince konuştuğum için zaman zaman hatalarım oluyor fakat bir yabancının mükemmel Çince konuşmasını açıkçası izleyiciler istemiyorlar. Bu yüzden de zaman zaman bilerek hata yaptığım ve program sevimlilik kattığım oluyor. İşte bu da programın ruhunu yansıtması açısından önem taşıyor. Seyirci sizin telafuzunuzu ve yabancı gözünden olan tanıtımızı izlemek istiyor. Doğa ile olan mücadelenizde yaşadıklarını daha yakından tanımak istiyor. Sizde seyircilerin alışmış olduğu bu sunum şeklini koruyor ve üzerine artılar koyarak programınızı şekillendiriyorsunuz.
Şu ana kadar 11 bölüm yayınladığımız için artık programın nasıl akacağı hakkında daha fazla bilgiye sahibim ve sunuculuğu da o yönde yapmaya çalışıyorum. Bir yabancı Çince program sunduğu için programa daha çok uluslararası bakış açısı getirmeye ve mümkün oldukça daha çok kişiyle iletişim kurmaya çalışıyorum. Program beni kabul ettikçe ben de programa daha fazla ısınıyorum ve etrafımdaki çalışanlarla daha kolay iletişim kurabiliyorum. Şu ana kadar olan gözlemlerimiz ve ratinglerin durumuna göre seyirci benim doğal halimi seviyor ve bu yüzden de tüm röportajları ve çekimleri olabildiğince doğaçlama yapmaya çalışıyoruz. Tüm bunları birebir yaşadığınız zaman ise programın ruhunu daha yakından hissedebiliyor ve onu ekranda her izleyişinizde gerçek anlamda yaşadığına şahit olabiliyorsunuz.
Geçmişte yayınlanan ve programları ile güzel bir iletişim yakalayan isimleri sayacak olursa aklıma ilk başta rahmetli Steve Irwin geliyor. Hatırlayacağınız gibi timsahları yakalamasıyla meşhur olan bu sevimli adamı kısa şortu ve timsahların üzerine atlamasıyla sevmiştik. Programında müthiş bir enerji yakalayan bu değerli adam programın ruhunu yaşayan sunucuların başında geliyordu. Ayrıca Güner Ümit’in Turnikesi,rahmetli Cenk Koray’ın kutu açması, doğada ne bulursa yiyen “BEAR” ın sunumları da program ruhunu yaşayan sunuculara örnek verilebilir.
Saygılarımla,
Rıfat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, Televizyon yapımcılığı, Televizyonculuk | Tagged Çince, basın, başarı, Bear, belgesel, blog, camera, cenk koray, director, discovery, dizi, doğa, doğaçlama, drama, ekip, ekran, format, Güner Ümit, host, internet, isim, kamera arkası, kariyer, karizma, Kenan Işık, Kim 500 Milyar İster?, kiyafet, macera, Medya, pazar, producer, rating, Renkli Televizyon, Rifat Karlova, sahne, ses, Steve Irwin, Sunucu, Tayvan, Televizyon, Timsah, tiyatro, TLC, tok, ton, TV, Uzakdogu, Var mısın Yok musun?, Yapımcı, yayın, yönetmen | Leave a Comment »
July 26, 2011
Türk Yapımcılar Televizyon Formatlarını Neden Dışarıdan Alıyorlar?
Türkiye’de televizyon formatları konusuyla ilgilenen oldukça fazla kişi olduğunu açıkçası tahmin etmiyordum ama aldığım çok sayıda maildan sonra fark ettim ki birçok kişi Türk TV formatları yaratmak istiyor. Bu aslında güzel ama bir o kadar da düşündürücü bir durum. Güzel olmasının sebebi yabancı ülkelerden program almayarak hem paramızı içerde tutabilecek hem de yaratıcılığı destekleyecek olmamız. Düşündürücü olmasının sebebi ise televizyon alanında çalışmayan çok sayıda kişinin program üretmeye çalışarak sektöre amatör bir şekilde yaklaşıyor olmaları. Durum böyle olunca da aradaki dengeyi kurmakta zorluk çektiğimizi düşünüyorum.
Yapımcıların “Abi benim formatım var, bak çok güzel.” Şeklinde bir girişime çok sıcak bakmamalarını da olumlu karşılıyorum. Bu kadar çok formatın içerisinde elbette ki güzel olanların da olduğuna eminim ama onlar da ne yazık ki şu anda Türk televizyon yapımcılığı olarak içinde bulunduğumuz dış yapımları kopyalama hastalığımız yüzünden taslak olmaktan öteye gidemiyorlar. Türkiye’de sadece TV formatları değil aynı zamanda günlük hayatımızda kullandığımız çoğu teknolojik ürün ve ağır sanayinin gelişmiş makinaları da yurt dışından alındığı için, ben formatların yurt dışından alınmasına pek şaşırmıyorum. Açıkçası bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da Batının gerisindeyiz.
Yapımcıların gözünden bakacak olursanız yabancı programları almak onların riskini azaltıyor, çünkü elde hazır olan bir programı almak tamamen yeniden yaratmaktan daha kolay ve az maliyetli bir seçenek olarak gözüküyor. Sonuçta yabancı ülkeden alınan programlar hem kendi ülkelerinde hemde başka ülkelerde rating kazandıkları için yapımcılar tarafından öncelikli olarak görülüyorlar. Bu yapımları alan Türk yapımcıları bir nevi yabancı ülkelerdeki yapımcıların Türkiye distrübitörü durumuna düşüyorlar. Böylece yabancı ülkelerde üretilen her yapım ülkemizdeki yapımcılara sunuluyor ve beğenilenler ekranlarımızdaki yerlerini alıyorlar. Türkiye’deki yapımcılık daha çok uyarlamacılık şeklinde işliyor.
Bir yapımcı öncelikle kendisini ve kazancını düşüneceği için yapacağı işten doğal olarak zarar etmek istemiyor. Bu yüzden de çok sayıda kişinin “Benim formatım var.” Şeklinde olan girişimlerine piyasada çok sıcak bakılmıyor. Yapımcıların kendileri de program yaratmaya niyetli olmadıkları için tek çare yabancı ülkelerde başarı kazanmış olan yapımları Türkiye’ye uyarlamak olarak gözüküyor. Burada kırılış noktası ise yapımcılara profesyonel bir biçimde program formatlarını sunmaktan geçiyor. Bu profesyonelliğin içerisinde elbette ki demolar, maliyet rakamları, en ince ayrıntısına kadar düşünümüş hesapların olması gerekiyor. Bunu sağladığınız anda yapımcılarla aynı masaya oturma şansınız da artıyor. Unutmadan ekleyeyim, tüm çabalarınıza rağmen yapımcılara ulaşamama ihtimaliniz de bulunuyor.
Yapımcıların popüler olanları hem ünlü hem de zengin oldukları için ister istemez belli bir havada oluyorlar ve dış dünyaya daha yüksekten bakabiliyorlar. Sizin elinizde harika bir program dahi olsa yapımcı kendisini çoğu zaman sizin üzerinizde bir noktaya oturtuyor. Bu yüzden de eğer profesyonel haraket etmesseniz yapımcı ile aranızda kurulacak olan bağlantıda sorunlar çıkıyor. Yapımcı ya sizle ilgilenmiyor, ya da başından savmaya çalışabiliyor. Çoğu zaman yapımcı yerine alt kademelerde çalışan kişilerle muhattap olmanız gerekiyor. Sonuçta yapımcılar hem meşgül insanlar hem de az önce demiş olduğum gibi çoğunlukla biraz burnu havada olan kişiler.
Sektörde kazanç oldukça fazla olduğu için herkes kurnazlık ve yer yer acımasızlık peşinde olabiliyor. Size verilen sözler bir anda yok olup tüm bağlantılarınız bir anda kopabiliyor. Bu yüzden de bu sektörde haraket ederken sağlam isimler ile çalışmanız gerekiyor. En yakın gözüken birisi bile anında elinizdeki formatı alıp sizi kapı dışına koyabiliyor. Sırtınızdan geçinmek isteyenlerin de olacağını düşünürseniz girmiş olduğunuz bu sektörün zorluklarını daha yakından hissedebilirsiniz. Sektörde adam kayırma, torpil, adam harcama gibi durumlar her gün yaşanıyor. Bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sektörün ne kadar zor olduğunu bize kanıtlıyor. Çünkü sonunda para ve ün gibi iki tehlikeli güç barındırıyor.
Türkiye’de format üretimi aynı diğer üretim alanlarındaki gibi oldukça geriden geliyor ve bunun içinde Türkiye’de yaratılan format fikirlerine değer verilmiyor. Eğer gücünüz varsa kendi cebinizden program çekmeniz dahi isteniyor. Ya da en güzeli sponsorların desteğini alarak kendi adımlarınızı atmanız gerekiyor. Ayrıca kesinlikle eklemem gereken bir nokta; sektörde idealist yapıda yapımcıların çok az oluşu. Bu yüzden de çoğu yapımcı genelde piyasadaki durumdan etkilenerek yabancı ülkelerin (Başta Hollanda) yapımlarına yöneliyor. Gönlümüz istiyor kendi yaratıcı zekalarımızdan ortaya birşeyler çıksın ama görünen o ki kimsenin üretmeye niyeti yok ve bu yüzden de dışarıdan alınan programlar ekranlara getirilmeye devam ediliyor. Açıkçası hem kolaya hem de kısa yola kaçmak çoğu kişinin işine geliyor.
Siz yine de hayal gücünüzü sınırlamayın, yazın, çizin, karalayın ve bunlara kesinlikle güzel bir demo çekmeyi unutmayın. Mümkünse sektöre yakın bir pozisyonda çalışın. Olabildiğince daha fazla yapımcı tanıyın ve sektörde olduğunuzu hissettirin. Yabancı ülkelerin ürettikleri formatları takip edin. Çok acele etmeden, planlı programlı bir şekilde program formatlarınızı şekillendirin. Bakarsınız gün gelir yabancı ülkeler bizden format alırlar. Neden olmasın?
Rıfat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, Format, Televizyonculuk, Yapım şirketleri, Yapımcılık, Yaratıcılık ve televizyon | Tagged ABD, Acun Ilıcalı, acun medya, akıllı, amerika, Asya, Atatürk, Avrupa, ay yapım, Çin, Çince, ün, üretici, üretim, blog, dizi, gazete, hit, hollanda, idealist, ithalat, kalite, Kanal, kanal d, kazanç, köşe yazarı, Komedi, Medya, memleket, Milliyet, para, paylaşım, producer, Radyo, radyo tv sinema, rekor, Renkli Televizyon, sanat, sezon, show tv, Sinema, Sinoloji, Tayvan, Türkiye, Television, Televizyon, TV, yabancı basın, yapım, yapım şirketi, yaratıcılık, yarışma programı, yaz, yaşam, yıldız, zeki, şan, şöhret, İstanbul | Leave a Comment »
July 26, 2011
Televizyonda Fiziksel Görünüm ve Kıyafetler
Televizyonda herkes güzel gözükmek ister ve çoğu yıldız bunun için servetinin küçük bir kısmını dahi harcamayı göze alabilir. Televizyonda giydiğiniz en ufak bir aksesuar bile seyirciler tarafından dikkatle takip edilir. Kıyafetten tutunda vücudunuzun hatlarına kadar özen göstermeniz gereken bir sektör olan televizyon dünyasında fiziksel olarak da kendinizi kameraya hazırlamanız gerekmektedir. Bu yüzden de televizyonda kariyerlerini geliştirmek isteyenlere kendi tecrübelerimden edindiğim bazı noktaları anlatmak istiyorum.
Öncelikle her televizyon programının yapısı ve içeriği farklı olduğu için sizinde kıyafetleriniz bu programlara göre farklılık gösterececektir. Stüdyonun renklerinden tutunda ışık sistemlerine kadar giydiğiniz her bir kıyafetin farklı etki göstermesi normaldir. Fizik olarak doğuştan herhangi bir farklı durumunuz yoksa o zaman tavsiyem kendinizi televizyona uyacak şekilde fit tutmanız olacaktır. Örneğin erkekler kas yapmayı ve vücutlarını sağlam tutmayı isteyebilirler ama bunu çok abartırsanız programlarda çok iri durabilir ve kamerayla olan uyumunuzu kaybedebilirsiniz. Elbetteki televizyonda her türlü fizikte insan iş yapmaktadır fakat özellikle eğlence amaçlı programlarda yer alacak olan kişiler için çok iri bir fizik pek fazla tercih edilmeyecektir.
Çok iri olmak isteyebilirsiniz ama o zaman kendi fiziğinize göre olan yapımlara yönelmek durumunda kalmayı da göze almanız gerekmektedir. Sohbet programları olsun eğlence programları olsun genel olarak iyi bir fiziği korursanız her türlü program yapısına uyabilirsiniz. Bu yüzden tavsiyem bakımlı olmanız ve sporu çok fazla abarmadan yapmanız olacaktır.
Bazı durumlarda daha çok ilgi çekmek için çılgına kaçan kıyafetler de giyilebilirsiniz ama bu durumu çok iyi ayarlamanız gerekmektedir. Özellikle bayanlar programa çıkacakları zaman yapımcılar tarafından seks unsurları önde tutularak ekrana sürülmek istenmektedirler. Aşırı seksi kıyafetlere ülkeden ülkeye farklı tepki gösterileceği için bulunduğunuz ortamı iyi gözlemlemeniz çok önemlidir.
Televizyon şov dünyasıdır bu yüzden kendinize has farklı stillerinizin olması sizi diğer kişilerden ayıracaktır. Küpeleriniz, yüz özellikleriniz, giymiş olduğunuz bir pantalon veya en küçük detay bir anda sizi başkalarından ayırabilir. Hedeflediğiniz yere ve yer aldığınız toplum yapısına göre kendinizi televizyona adabte edebilirseniz başarı oranınız da artacaktır. Yabancı ülkelerdeki stilleri ve farklı yapıları da gözlemlemenizi tavsiye ediyorum. Böylece kendi izleyicinizin karşısına zaman zaman yeni stillerde çıkabilir ve etkinizi arttırabilirsiniz.
Sıradan kıyafetler ile fark yaratmaya çalışmak yerine karakterinize ve enerjinize uygun güzel stillerle hem kendinizi hem de programlarınızı çok daha renkli yapmak tamamen sizin elinizdedir. İyi bir fizik ve kıyafetlerinizin doğru tercihi televizyon sektöründe size artılar kazandıracaklardır. .
Rıfat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, rifat karlova, television | Tagged Asya, ödül, ünlü, bayan, blog, cool, dizayn, dizi, dtcf, ekran, entertainment, erkek, eğlence dünyası, fashion, fizik, Gelişim, handsome, hot, kamera, karizma, kas, kiyafet, kumaş, kılık, Medya, moda, muscle, oranti, Oyuncu, para, popülarite, radyo tv sinema, rating, rufat karlova, sexy, show biz, Sinoloji, spor, Star, stil, Sunucu, sunucu olmak, Türk, Türkiye, Televizyon, televizyon formatları, TV, Tv formats, twitter, vizyon, world, Yapımcı, yaratıcı, yetenek, yıldız, şov dünyası, şovmen | Leave a Comment »
June 25, 2011
Başlığı okur okumaz hemen cevabınızı hazırladığınızı tahmin edebiliyorum. Bu soruya “EVET”, “HAYIR” gibi cevaplar verebileceğiniz gibi bambaşka cevaplar da vererek görüşlerinizi RENKLİ TELEVİZYON ile paylaşmanızı çok istiyorum. Bu sayede Türk ekranlarına daha güzel programlar kazandıracağımızı ümit ediyorum.
Aslında uzun bir zamandır yazmak istediğim bir konu olan “Türkiye’deki Televizyon Programları” konusunu başka bir başlık altında yazacaktım ama anketin tamamlanmasının ardından bu konuyu bugünkü yazımda değerlendirmeye kadar verdim. Facebook üzerinden küçük bir anket yaparak 111 kişiden aldığım cevaplar sonucunda ortaya çıkan televizyon manzarası açıkçası beklediğim gibiydi. Çıkan sonuca göre Türkiye’deki televizyon programlarının oldukça büyük bir kesimi (üniversite mezunu ve orta gelir grubu) eğlendirmediğini söyleyebilirim. Ankete katılanların verdiği cevaplara bakacak olursak bunu daha yakından anlayabiliriz. İşte verilen cevaplar:
HAYIR: 44 kişi.
SEYRETMİYORUM: 43 Kişi
DAHA KALİTELİSİNİ BULDUM: 11 Kişi
SEN YOKSAN TV İZLEMEM: 3
HİÇ BİR ZAMAN: 2
EVET:8
Sonuçlara bakarak elbette ki tüm Türkiye’nin televizyon alışkanlıklarını ölçemeyiz ama şu bir gerçek ki Türk televizyon programları özellikle eğitimli kesim tarafından pek fazla beğeni görmüyor. Belki izleniyor olabilirler ama eğer sağlam alternatifler olursa yerlerini kolay kaybedeceklerini tahmin ediyorum. Türkiye’de bildiğiniz gibi Nielsen firması sürekli olarak ratingleri ölçüyor ve toplanan sonuçlara göre tüm Türkiye’nin genel rating haritası çıkarılıyor. Yapılan rating ölçümleri bizlere izlenme oranlarını sunuyor olsalar bile tahminimce bu makinalar düşük gelir ve az eğitimli izleyicilerin evlerine yerleştiriliyor. Yerleştirilen makinaların sayısı da kısıtlı olunca (2201 ) yapılan ölçümler bu küçük kitle temel alınarak oluşturuluyor. Buradaki sorun, bu makinaların belirli kişilere verilip verilmediği ? Tüm reklam gelirlerini belirleyen bu sistemin çok sağlıklı olduğuna inanmıyorum.
Kısaca ulusal kanallarak bakacak olursanız Türkiye’de televizyon izleyicisinin önünde aslında çok da fazla bir seçenek olmadığını göreceksiniz. Fakat kablolu ve diğer televizyon platformları işin içine girince seçenek oldukça fazlalaşıyor. Her ne kadar seçenek fazla olsa da genel anlamda kemikleşmiş olan yayın kuruluşları her zaman en çok izlenenler olarak öne çıkıyorlar. Bu kanalların ana amacı para kazanmak olduğu için çoğu zaman kalite, yaratıcılık vb olgular yayınların dışında bırakılıyorlar. Bu yüzden de seyirciler seks, kavga, dram, dedikodu gibi konuların etrafında dönen yapımlarla ekrana çekilmeye çalışılıyor. Bu aslında sadece Türkiye’de olan bir durum değil ama ne yazık ki sektörün getirileri buralara bel bağlamış durumda.
En büyük ulusal kanallar olan KANAL D, ATV, SHOW TV, STAR izlemek isteyen seyirci özellikle hafta içi bol miktarda dizi ile karşılaşıyor. Dizilerin sürelerini hesaba katarsanız akşam 8 ile 11 arasında televizyonlarını bu kanallara çeviren izleyiciler ağırlıklı olarak diziler arasında bir tercih yapmak zorunda kalıyor. Dizi izlemek istemeyen seyirci ise haber, spor ve diğer konularda yayın yapan başka kanallara zaplıyor. Erkek seyirci daha çok futbola ilgi duyarken bayan izleyiciler ise dizilere daha fazla zaman ayırıyorlar. Haftada bir yayınlanan yurt dışından alıntılanmış Acun Ilıcalı yapımları ve büyük ölçekli sohbet programları (Beyaz Show, Okan Bayülgen vb) haftasonları seyircilere sunuluyor. Zaman zaman popüler olan yarışma programları ise seyircilerin diğer alternatiflerini oluşturuyorlar. Genel anlamda bunların dışında elle tutulur çok fazla bir alternatif bulunmuyor.
Genel olarak kısa bir özet geçecek olursak ülkemizde televizyon programları yurt dışındaki yaratıcılardan beslenerek gelişmeye devam ediyor. O yüzden de yapımcılıktan çok AL-UYARLA- YAYINLA mantığı sektörü sürüklüyor. Yabancının nasıl arabasına biniyorsak aynı şekilde yabancıların yarattığı programları izleyerek zaman geçiriyoruz. Burada yapılan Türkiye’ye göre uyarlamak, işte tam burada da düşük eğitim, kavga, düşük gelir gibi noktalar temel alınarak uyarlama yapılıyor. Bu yüzden de Nihat Doğan olsun, Taner olsun bu tarz televizyonla bağı olmayanlar popüler kültüre yem olarak sunuluyor.
Diziler ise ağırlıklı dram, seks, zengin-fakir, mafya temaları ile süsleniyor.Sürelerin uzun olması çalışanları ve oyuncuları yıpratıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor. Çok özgün bir konu ve farklı bir yaratıcılık ile şekillenmekten çok günlük hayatın içerisine drama enjekte edilerek diziler yaratılıyor.
Haberler oldukça stresli bir şekilde hazılanıyor, gündem çoğu zaman kötü olaylara sahne olduğu için izleyici haber izleyerek olumsuz etki altında kalıyor. Terör, tartışma, kavga, cinayet ve siyaset ana temalı haberler sert fon müzikleri ile sunularak olumsuz etki daha da arttırılıyor. Aynı şekilde tartışma programları da çeşitli görüşleri karşı karşıya getirerek sık sık gerginliklere sahne oluyor.
Futbol programlarınının içeriği de bunlardan pek aşağıya kalmıyor ve çoğunlukla tartışmalardan beslenerek seyirciye sunuluyor. Sohbet programları ise yeni yüzlerin yerine ekranlarda çok uzun zamandır olan isimler tarafından sunulmaya devam ediyorlar. Kemikleştikleri ve sunucuların zamanla ister istemez yoruldukları doğal olarak da yaşlandıkları için kalite zamanla düşüyor.
Türkiye’deki televizyon programları hakkında sizlerin de olumlu ya da olumsuz görüşleri mutlaka olacaktır. Bu görüşlerinizi yorum olarak yazımızın altına iekleyerek televizyona getirmeye çalıştığımız kaliteli yayıncılık anlayışına destek verebilirsiniz. Türk televizyon sektörünün genel hali bu olsa da yine de kaliteli isimlerimizin olduğunu ve en azından kısıtlı imkanlara rağmen iyi işlere imza atmaya çalıştıklarını unutmayınız.
Saygılarımla,
Rıfat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, Format, Televizyon formatları, Televizyon yapımcılığı, Televizyonculuk | Tagged Acun Ilıcalı, acun medya, agb, anket spnuçları, Atv, audience, aşk, Çin, Çince, ölçüm, öğrenci. RTUK, basın, başarı, Beyaz Show, danışman, dünya, düzen, dizi, diziler, ekran, ekşi sözlük, Endemol, eğitimsiz, facebook, fakir, futbol, gazete, gelir, Haber, Hong Kong, host, iletişim, izleyici, kalite, Kanal, kazanç, kural, maç, masal, nihat doğan, orta gelirli, Oyuncu, patron, pazar, Pekin, prime time, producer, Program, Radyo, radyo tv sinema, rating, reklam, rekor, Rifat Karlova, sabah kuşağı, sektör, seyirci, shanghai, show tv, Sinema, sistem, siyaset, sohbet programı, star TV, Sunucu, Talk show, Taner, Tayvan, Türk dizileri, Türkiye, TV, TV program, TV Show, uyarlama, vizyon, yapım, Yapımcı, yaratıcı, yaşlı, yenilik, zengin | Leave a Comment »
June 12, 2011
I am an entertainer in Asia and like to go to cinema like many other people in the world. Why I am watching movies?Because I just want to entertain myself and have a nice time in the cinema.I am sure you go and spend your money for same reason. However, I realized that many people all around the world are being cheated by (some )Hollywood movies (also same in other film industries too) which offer us amazing trailers but nothing more.
Please dont think that I am attacking Hollywood or hate American movies.All I want to tell is the feeling of being cheated, sure nobody force me to watch movies but I see trailers and just want to have a nice 2 hours in the cinema. Dont you think Hollywood or any other movie industry which aim to entertain people must entertain us at first than make money ? or at least they have to try their best to do it in a better way?
We spend millions of dollars and sacrifice our time to watch many movies. After all this effort If you watch a movie which gives you boring time what would you think? I never support any piracy or downloading movies from internet but if Hollywood continues to give us amazing trailers but empty movies why people would spend money to watch new coming movies ? Would you like to eat in a bad restaurant ? Sure No, no body wants. But if this restaurant always says “HEY, I HAVE A NEW FOOD, IT IS AMAZING, COME AND GET IT. probably we would go and try their new amazing !!! food, after we taste it if it is nothing special I am sure that most of us would think we were cheated and dont want to come back again. It is unfortunately same in many movies too.
Hollywood is the most international and strongest film industry in the world. Many talented actors, writers, directors etc are working there and I respect all these people. They are working hard and sure they deserve to make money, but as an member of entertainment industry, I just want more entertainment for world. I want one thing from Hollywood. “Please dont make cool trailers and attract people, first shoot cool movies and than do the trailers.” Otherwise you will loose people, I am sure producers and many companies will make money but it will not give happiness to people.
You may think why I am writing so harsh about the Hollywood film industry.I tell you why, because I just watched J.J Abraham’s SUPER 8 because of the same reason.Nice trailer gave me the hope of nice time in the cinema after a long time !!! . Not just me, many people around the world have the same feeling. They will watch the trailer and say WOW, THIS IS A NICE MOVIE. So, they will go and spend their money for this movie. But after the movie most of them wont feel happy and satisfied.If they are, I really want to know HOW? Because something is missing, not just in this movie many other movies too.
Today we spend 20 dollars and watched the movie. J. J Abrahams is a very talented director and producer but what we got in the cinema was boring time. Nice visual effects, good acting and this is all. I watched it with many people in Taiwan, after the movie nobody was smiling or talking about the movie. It was very obvious that they felt unhappy.In one scene the producers even put many tanks which destroys and attacks everywhere, but the alien wasnt using any weapon. Tanks were shooting everywhere and some others shooting other places, no connection and no sense. At that time I said to myself: Why J.J put this scene in to movie? It was very clear that just for some effects thats all. If this is movie making so we can shoot many new movies in same way. Lets dont care what we shoot, put some effects, tell a bad story and show people 30 seconds amazing trailer. Get the money and forget the rest. I make money why would I care people? But those people are the people which support and save film industry in the world. The next movie you will need them too.
I know that producers cant make all the movies perfect and we the people cant like all the movies at the same time. But at least we need more respect from any film maker in this world. At least they can try to entertain us with better movies. If they can’t shoot those movies, I think stop making a bad movie is the best way. At least we can save our money for other things. We are not making millions of dollars and cant spend as much as we can. Film makers have to think about that too.
Hollywood created amazing movies and gave us good times but I am very sad that the change in the business during the time. Make a cool trailer, attract people and dont give them respect, this makes me sad. If this is entertainment I dont want to be an entertainer. When a person watches my shows or any other TV programs which I created, I have to give them ultimate entertainment.If ı cant make it I wait for the right timing, but would not show them what is really fake and attract them with 30 seconds trailers. If you give them care and respect. Believe me you can make more money than you imagine.
There are many talented but not famous script writers in the world. Believe me if one of them would write SUPER 8′s script and give to the producers. I am sure most of the producers would not like to shoot this movie. Because the script is very weak and doesn’t bring any happiness to audience. If entertainment is just money making I want to cogradulate J. J Abrahams, because he did it. He made a lot of money. I am sure he or any producer would not read what I write here,they even dont know who am I, and they also dont care it too. They will be on the best entertainment news in the world, will make amazing money with this kind of movies and they will have amazing life which we may never taste.
However, after this kind of movies which are based on good marketing, believe me more people will going to download movies and they will have right to do it. If movie industry dont respect audience, audience will never respect them too.
All the film industries must think the point I share with world.
Best regards,
Rifat Karlova
www.rifatkarlova.com
“Entertainment is an Art.”
Posted in entertainment, entertainment business, rıfat karlova, senaryo, show | Tagged actor, actress, Aktör, America, amerika, art, Asia, Asya, audience, award, aşk, ödül, bad, Bad Robot, box office, business, cheap, China, chinese, cinema, comment, cool, dünya film endüstrisi, director, dollar, download, endüstri, entertainment business, 電影, 台灣, 大陸. 亞洲, 美國, 中國, 超級8 , 導演, 演員, 快樂, 看電影,, free movie, fun, funny, Hollwood, host, IMBD, indir, J. J. Abrahams, kalite, kids, lost, love, Magazine, Mainland, making money, money, movie, next, oscar, para, passion, piracy, producer, professional, Program, quality, rating, respect, rich, Rifat Karlova, school, script, sektör, senaryo, sevgi, share, shooting, show, showman, Sinema, steven spielberg, Sunucu, super 8, Taiwan, talent, time, top 10, tutku, TV series, US Entertainment, USA, Warner Bross, what? how to make good movie?, why?, world, wufeng, Yapımcı, yetenek, Yeşilçam, şovmen, 娛樂行業, 外國人, 主持人, 土耳其人, 美國, | Leave a Comment »
June 5, 2011
Daha önceden pek duymadığınız bir terim olsa da sanıyorum ki başlığı okur okumaz “Potansiyel Seyirci” hakkında ne demek istediğimi az da olsa tahmin etmişsinizdir. Potansiyel seyirci demek aktif olarak televizyonla arası pek olmayan fakat her an kendisine göre güzel bir şey bulduğu zaman izleyebilecek olan seyirci demektir. Bu tip seyirci profili özellikle Türkiye’de eğitimli kesim arasında en yaygın olan seyirci grubudur. Çünkü eğitimli televizyon izleyicisi genelde daha seçici davranmakta ve İngilizce yayın yapan kanalları da tercih listesinde bulundurmaktadır. Bu yüzden de bu potansiyel izleyiciler yayınlanan herşeyi izlemezler.
Bu kesimin sayısı hakkında tam anlamıyla bir bilgi veremesem de 5 ile 10 milyon arasında olduğunu tahmin ediyorum. Genelde eğitimsiz ve düşük gelirli olan kesim izlediği programların içeriğini pek fazla sorgulamaz. Oturup boş boş televizyona bakmak bile bazen yeterli olabilmektedir. Bu durumda da çok kaliteli bir program izleme alışkanlığı edinemeyen eğitimsiz ve düşük gelirli grup televizyonda yayınlanan dram, acitasyon, yarışma, kadın programları vb içerik bulunduran programlara daha çok odaklanır. Bu kesimin Türkiye’de oranı yüksek olduğu için de programlar genelde onlara göre yapılandırılır.
Potansiyel seyirciler ise kendilerini daha kaliteli eğlendirebilecek programları ararlar. Bu kesim dış dünyada yayınlanan programlar hakkında da bilgilidir. İngilizceleri iyi olmasa bile alt yazılı yabancı programları izlemekten zevk alırlar. Sohbet programlarından daha kaliteli sonuç beklerler ve televizyonda izledikleri kişileri daha sert eleştirebilirler. Potansiyel izleyiciyi kazanmak kolay değildir. Örneğin bir sohbet programı konser havasında geçtiği an bu seyirciler ekrandan uzaklaşırlar. Potansiyel izleyiciler sinemaya da ilgilidirler. Çok sayıda yabancı film izlemişlerdir ve dış dünyada olan bitenlere karşı daha doğru tespitlerde bulunabilirler. Conan O Brien’da izlerler, Simpsons ile de vakit geçirirler. Türkiye’de izledikleri programları dış dünya ile kıyaslarlar.
Potansiyel izleyici grubu içinde televizyondan oldukça uzaklaşmış olan kişiler de bulunmaktadırlar. Televizyonu neredeyse arada bir bakmak amacı ile açtıkları için çoğu zamanda karşısında 1 saatten fazla zaman geçirmezler. Bu gezinti sırasında kayda değer bir şey yakalarlarsa oturup izleyebilirler. İşte bu yüzden de kendilerine “Potansiyel İzleyici” denmektedir.
Bu grubu kazanmak için geniş çaplı bir anket yapılmalı ve isteklerinin genel hatları belirlenmelidir. Sıradan programlar yerine daha özenilmiş ve eğlendirme potansiyeli daha yüksek program alternatifleri yaratıldığı zaman potansiyel izleyici de ekrana daha sıca bakacaktır. 5 ila 10 milyon arasında değişen bir rakama denk gelen bu seyirci grubu oldukça büyük bir rakamdır ve doğru program planlaması ile kanallara büyük bir güç kazandırabilecek kadar önemlidirler.
Rifat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in television, Televizyon formatları, Televizyon yapımcılığı | Tagged ABC, ABD, Acun Ilıcalı, anket, Asia, Asya, ay yapım, Çin, Üniversite, Basın Yayın, Batı, bbg, Beyaz Show, bilet, CNN Türk, comedy, Conan O Brien, dizi, drama, ekran, ekşi sözlük, Endemol, eğitimli, formatlar, genç, genç kuşak, hedef, hollanda, host, kadın programı, kanal d, kanallar, Komedi, kumanda, mafya, media, Medya, NBC, NTV, Oyuncu, plan, potansiyel izleyici, potential audience, prime time, Program, raiting, rayting, Rifat Karlova, sabah programı, seyirci, show tv, silah, Sinema, Sinoloji, sohbet, Survivor, sıkıcı, Taiwan, Talk show, Tayvan, televizyon programı, TRT, TV, uyarlama, yapım, yapımcılar, yatırım, yetenek, zap, şiddet | Leave a Comment »
June 2, 2011
Çok fazla şovmenimiz yok ama mutlaka birazdan yazacağım durumlara sizler de tanıklık etmişsinizdir. Örneğin ünlü bir Amerikalı ya da diğer bir ülkeden yabancı bir yıldız Türkiye’ye gelmiştir ve televizyonda konuk olarak sohbet programlarımızdan birine katılmıştır. Ekranlarımızdaki eğlence programlarımızın da sayısı zaten 3 ya da 5 tanedir. Bu yüzden yabancı bir konuğun eğlence amaçlı çıkacağı program sayısı da oldukça sınırlıdır.
Genelde böyle durumlarda ne yazık ki şovmenlerimiz durumu idare ettirecek kadar dil bilmedikleri için en sığ esprileri yaparak yabancı konuklarını ağırlamaya çalışırlar. Yanlarında da bir tercüman bulunur ve çeviriyi yaparak programı sürdürmeye çalışır. Halbu ki şovmen yabancı dil bilse orada daha farklı bir hava yaratabilir ve konuğunu da rahatlatır. Yabancı dil bilmeyen şovmen konuğunun karşısında rahat haraket edemez ve program kontrolünün dışında gelişir. Nasıl sokakta dil bilmeyen vatandaş yabancı ile konuşmak durumunda kalınca şaşırıyorsa kanalda program yapan şovmen de aynı duruma düşer ve bu eğitimli izleyiciyi tatmin etmez. Yabancı dil bilmeyen bir şovmen de ne yazık ki dünyayı takip edemez. Dış dünyadaki meslektaşları ne yapıyor? İnsanlar ne izliyor? Bu tip ince bilgilere sahip olmak önemlidir.
Bu yüzden anadilimiz Türkçe olsa da yabancı ülkeleri ve dış kültürleri daha yakından tanımak için en azından İngilizce’ye hakim olmamız gerekmektedir. Türkiye gibi hedeflerini daha çok gelişmek ve modernleşmek olarak koyan bir ülkenin programcıları da mutlaka dil bilerek ekranlarda yerlerini almalıdırlar. Bu sayede yabancı konuklar geldiği zaman kullanacakları güzel dil ve yapacakları zeki esprilerle dünya eğlence kültüründe de önemli bir yer edineceklerdir.
Yeni nesil şovmenlerin yeni yeni belirmeye başlayacağı bu dönem içerisinde sadece Türkçe ile kilitli kalan şovmenlerimiz ne yazık ki yerel olarak kalmaya devam edeceklerdir. Daha renkli bir televizyon ve eğlence dünyası için yabancı dilleri kuvvetli, eğitimlerini üst seviyede almış isimler Türkiye’ye çok şey kazandıracaklardır.
Saygılarımla,
Rifat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, Televizyon dizileri, Televizyon yapımcılığı, Turkey | Tagged ABC, acun, Acun Ilıcalı, Almanca, Ankara, artist, Asia, Asya, Atv, Çin, Çince, Üniversite, öğretim, ülke, baskı, başarı, Beyaz Show, beyazıt öztürk, China, chinese, CNN, comedy, Conan O Brien, country, dtcf, east, education, ekran, english, eğitim, facebook, girişim, gurbet, Haber Türk, hayal, history, hit, Japan, kalite, kanal d, kitap, Komedyen, konuk, live show, Mandarin, modernleşme, NBC, NTNU, NTV, okan bayülgen, Oyuncu, perde, prime time, Production, Program, rekor, renkli ekran, Renkli Televizyon, Rifat Karlova, sahne, sanatçı, shanghai, show time, show tv, showman, sit, sohbet programı, star TV, Sunucu, Taipei, Taiwan, takım, Talk show, Tayvan, Türk, Türkçe, Televizyon, Uzakdogu, yabancı, yapım, Youtube, şovmen | Leave a Comment »
June 2, 2011
Renkli Televizyon sitesini kurduktan sonra fark ettim ki çok sayıda kişi televizyon formatları konusunda birşeyler yapmak istiyor. Kimisi daha profesyonel kimisi oldukça acemi olsa da TV endüstrisine birşeyler katmak isteyenlerin bulunması aslında sevindirici bir durum. Fakat ne yazık ki şunu belirtmem gerekiyor ki televizyon endüstrisinde sadece bir program fikri ile OK almak neredeyse imkansıza yakın bir olasılık içeriyor. Bu yüzden de formatınız ne olursa olsun elinizde Demo kaydının olması programınızı yapımcılara pazarlarken elinizde bir anahtar görevi görüyor.
Yapımcılar genelde yabancı ülkelerden aldıkları program formatlarını Türkiye’de uyguluyorlar, çünkü ellerinde hazır olan bir program temeli onların riskini azaltıyor.Yabancı ülkede bulunan yapımcılar programlarını pazarlayanlar canlı görüntüleri Türk yapımcılarına izletikleri zaman elbette ki etkisi büyük oluyor. Bu yüzden de Türk yapımcılar alacakları programları görerek karar veriyorlar. Programın seyircisini, stüdyosunu ve diğer tüm hatlarını gören Türk yapımcı daha sonra kararını veriyor.
Şimdi siz düşünün elinizde sadece kağıtta duran bir formatınız var, bunu nasıl yapımcıya göstereceksiniz ? Kalem ile çizilecek bir şey de olmadığı için elinizde amatör de olsa bir demonun bulunması gerek. Maddi gücünüz eğer fazla ise çok güzel bir demo çekerek yapımcıyı etkileyebilirsiniz. Bunun tersi bir durumda ise kısıtlı da olsa elinizdeki imkanlar doğrultusunda programınıza temel bir demo çekmenizi öneriyorum.
Karşı tarafa ne yapmak istediğinizi tam göstermenin en güzel yolu “Demo” hazırlamaktan geçiyor. Böylece yapımcı program önerinizi kafasında oturtabilir. Ayrıca küçük detayları da demonuza eklerseniz yapımcıya daha profesyonel bir teklif sunmuş olursunuz. Aksi halde “Benim formatım var, çok güzel bir dinle bak.” Şeklinde amatörce girişeceğiniz her türlü girişim ne yazık ki kısa sürede geri çevrilecektir. Siz siz olun formatınızı sağlam hazırlayın ve demonuzu da buna ekleyerek yapımcılarla görüşün.
Saygılarımla,
Rıfat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, Format, Televizyon dizileri, Televizyon formatları, Televizyonculuk, Turkey, Uzakdoğu, Yapım şirketleri, Yapımcılık | Tagged acun medya, Asia, Asya, ay yapım, Çin, basın, başarı, Beyaz Show, dünya, demo, dizi, diziler, dtcf, ekran, en çok izlenen, film, format, gece, host, iletişim, kamera, kanal d, kariyer, kayıt, mikrafon, okan bayülgen, Oyuncu, perde, prime time, radyo tv sinema, rating, reklam, Rifat Karlova, RTÜK, Sabah, sabah kuşağı, sahne, sanatçı, Sinoloji, stüdyo, Sunucu, sunum, Tayvan, Türkiye, Televizyon, TV, Yapımcı, yayın, yayıncılık, yıldız, şov programı, şovmen | Leave a Comment »
June 2, 2011
There are many different styles of TV shows on Television. Thats why the styles of hosts are also different than eachother. This is actually a very interesting job to be infront of camera and build connection between you and audience. Sometimes you just talk to camera and introduce amazing travel destinations from many beautiful countries, sometimes you interview your guests with your clever questions. If you are a reality TV show host so you have to show your energy during the show and let people feel the whole atmosphere around you.
Before you become a host the first thing is to get a degree on broadcasting or communication. Because hosts are very special people which needs strong communication skills. If you dont have related degree it doesnt mean you cant be a host but at least you have to learn about broadcasting and how to communicate people. Television industry needs experience so if you have any related company near your city you can go and ask them to be part of them. You can start with small jobs such as studio works or any other office works in the channels. So, you can see the real work environment of people. If you can build good relationships there so you can introduce yourself more to the people which they work for television industry.
Being an intern with big TV companies will give you amazing chance to learn about the business. It means your foot is in the right place. You know people, they know you and doors will closer to you for your future. If you know some people who can give you hosting chances, try to ask them whether they want to hire you or not. You can start in small clubs, pubs or even comedy clubs. Even the small events are very helpful. Get more stage experience and learn how to use micraphone. Timing, stage control, audience reactions and more. You will learn many things about hosting. If you feel you are doing and audience likes you it means that you are doing great. However, this is just a start. You have to follow all the news around you. It means that you have to hunt for a job. Radio station or any other small broadcasting company can give you a chance. It is worth to try and show them what you have got. You can prepare a portfolio about your work experience and show them your talents. You are going to be host, so dont be shy. Show them more about you. Record your performances and upload them on Youtube, facebook etc. Be close to entertainment industry. Let them hear more about you. Get a website and put your informations there. Look at mine www.rifatkarlova.com
Know more about you and which kind of shows you can host. Maybe you cant be a talk show host but can do great travel hosting. If you know yourself better so you can save your energy and time. At first do not think about money. Most of the big hosts started their first jobs with small amounts of money. First of all you have to learn and get more experience. People around you have to think YOU ARE GOOD WHAT YOU ARE DOING. This is a very important point.
Learn other languages, it is always helpful to know more about world, culture, people. Dont lock yourself and KEEP LEARNING. Your background, your style, your voice, everything is very important. Keep your quality higher. Dont do stupid things in order to be famous, if you want to be a host go for it and try to get more chances. I am sure the doors will open and you will get what you really deserve.
Good luck,
Rifat Karlova
www.rifatkarlova.com
Posted in China, entertainment, entertainment business, job, television, theater, US | Tagged ABC, actor, actress, America, anchorman, answers, artist, Atv, award, BBC, broadcasting, career, cinema, CNN, comedian, Comedy Club, company, creativity, director, dream, ekran, Entertainer, fame, famous, fun, google, host, hosting, how, how to be a host, how to be an entertainer, how to be famous, kanal d, love, media, Medya, money, New York, NTV, pascal nouma, passion, press, Production, Program, quiz show, radia, Radyo, reality show, Renkli Televizyon, Rifat Karlova, sahne, sanat, screen, show, show biz, show tv, showman, study, Talk show, televion, time, tiyatro, TRT, Turkey, TV series, TV Show, video, woman, world, Youtube | Leave a Comment »
June 2, 2011
Hollywood hakkında çok şey yazmaya gerek yok, dünyanın en güçlü film sektörü olduğunu zaten hepimiz biliyoruz ve ABD de çekilen her filmi öyle ya da böyle sinemalarımızda izliyoruz. Dün Karayip Korsanlarınının son bölümünü izledikten sonra Hollywood hakkında bir kaç satır yazmak istedim. Arada aklıma geliyordu ama bir türlü zaman bulamamıştım. Çoğunuz DVD kiraladığınız zaman kısa bir uyarı filmi izlemişsinizdir. Bu filmde insanlara film indirmenin ne kadar zararlı olduğu anlatılır. Film indirmek sektöre ve ülkeye zarar verir bu bir gerçek. Ben de film indirip izlemeyi seven biri değilim ama gittiğiniz filmlerinin bir çoğunun sizleri keyiflendirmediğini düşünürseniz ne yaparsınız? Reklamlar ile kandırılan seyircilerin yerinde olsanız sizlerin de eli bilgisayara gitmez mi? İşte tam burada Amerikan film endüstrisinin biraz daha özenli olması gerekiyor diye düşünüyorum. Milyonlarca dolar akıtılan filmlerin amacı sadece para kazanmak ise o zaman biz bırakalım film izlemeyi. Bir ekran adamı olarak ben Hollywood’un çektiği bol reklamlı az içerikli filmleri bu şekilde yorumluyorum. Elbette ki keyifli Amerikan filmlerini de bol bol izliyorum ama yine de şu devam filmlerinde olan tutukluktan memnun değilim. Reklamlarda ballandırılarak bizlere sunulan filmlerin gözümün önünde erimesini görünce harcadığım zamana ve paraya üzülüyorum. Sadece para kazanmak için çekilen ve hikayeden yoksun o kadar çok büyük bütçeli film sayabilirim ki. Halbu ki bizlerin tek amacı zamanımızı ve paramızı harcayarak gittiğimiz filmlerin en azından bize hak ettiğimizi sunması. Düşünün ki benim bir komedi gösterim var ve size o kadar güzel reklam yapıyorum ki ağzınız açık kalarak gösterime geliyorsunuz.Gösteriyi izledikten sonra ise çok bir keyif almadan salondan ayrılıyorsunuz. Bir daha gelir misiniz? Sanıyorum ki çoğunuz `Belki` ya da `Hayır` cevabı vermiştir. Amerikan filmlerini izlerken de aynı düşüncelere kapılmıyor değilim. 2 kişi sinemaya gitmenizin en az 20-30 lira olduğunu tahmin ediyorum ve gideceğiniz filmin sizi en üst seviyede eğlendirmesini hayal ederek salondaki yerinizi alıyorsunuz. Bu ümid ile gittiğiniz filmlerin elbette ki bazıları sizleri eğlendirirken bazıları da ne yazık ki paranızın tam karşılığını veremeyince ister istemez içinizde keşke gelmeseydik ya da başka bir yere gitseydik gibi düşünceler oluşuyordur. İşte tam burada Amerikan film endüstrisine sormak istiyorum. Elinde imkanların var peki neden biraz daha kafa yorup filmlerini daha eğlenceli yapmıyorsun? Elbette ki tüm filmlerin dört dörtlük olmayacak ama en azından o kadar devam filmi yapıyorsun bari bu filmlere biraz daha özen göstersen ne güzel olur. Amerikan filmleri en üstün teknoloji ve son derece güçlü oyuncularla çekiliyor. İmkanlarının neredeyse sınırı yok. Her türlü teknoloji ve alt yapı hazır şekilde filmler ardı arkasına vizyona sokuluyorlar. Amaç elbette ki para kazanmak ve bizler de filmleri izleyerek sektörü destekliyoruz. Üzücü olan dünyanın her ülkesinden milyonlarca insanın Amerikan filmlerine gidip keyif alamadan ayrılması. Sonuçta Hollywood parasını kazanıyor ama bir dahaki filmleri için bizden eksi not alıyor ve belki de gelecek olan filmleri birçok kişi bilgisayardan indirmeyi dahi düşünüyor. Çünkü Hollywood bir ileri bir geri adım atarak hem iyiyi hemde kötüyü önümüze aynı kalitede sunuyor. Bizleri reklamlar ile kandırıp filmlere çekiyor. Sonunda da keyif alamamak bizleri sinema keyfinden soğutuyor. Hollywood sürekli film indirmenin zararlarını anlatıp dursun izleyicileri belki de kendi elleri ile sinemadan uzaklaştırıyor. Ellerindeki o kadar imkanların en azından daha dikkatli kullanılarak tüm sinema severlere daha zevkli dakikalar yaşatılmasını ümit ediyorum. Bundan sonra film izlemeden önce daha detaylı araştırarak filmleri seçmeyi düşünüyorum. En azından bu sayede zaman ve para kaybını en aza indirebilirim. Hollywood’dan da ricam sadece biraz daha özen. Saygılarımla, Rıfat Karlova www.rifatkarlova.com
Posted in entertainment, entertainment business, television, US | Tagged actor, America, American, amerika, Ankara, Asya, award, ödül, business, China, chinese, cinema, comedy, comment, director, dizi, dowload, drama, dtcf, ekran, entertainment, fiction, format, gazete, gişe, hasılat, Hollywood, Johny Depp, Karayip Korsanları, kariyer, KDV, korsan, Medya, motion picture, movie, oscar, oskar, Oyuncu, picture, rekor, Rifat Karlova, sahne, science, sektör, Sinema, Sinoloji, Taiwan, ticket, tiyatro, TRT, TV series, USA, vergi, yapım, yorum | Leave a Comment »
Please Hollywood, All we want is a little bit respect
June 12, 2011I am an entertainer in Asia and like to go to cinema like many other people in the world. Why I am watching movies?Because I just want to entertain myself and have a nice time in the cinema.I am sure you go and spend your money for same reason. However, I realized that many people all around the world are being cheated by (some )Hollywood movies (also same in other film industries too) which offer us amazing trailers but nothing more.
Please dont think that I am attacking Hollywood or hate American movies.All I want to tell is the feeling of being cheated, sure nobody force me to watch movies but I see trailers and just want to have a nice 2 hours in the cinema. Dont you think Hollywood or any other movie industry which aim to entertain people must entertain us at first than make money ? or at least they have to try their best to do it in a better way?
We spend millions of dollars and sacrifice our time to watch many movies. After all this effort If you watch a movie which gives you boring time what would you think? I never support any piracy or downloading movies from internet but if Hollywood continues to give us amazing trailers but empty movies why people would spend money to watch new coming movies ? Would you like to eat in a bad restaurant ? Sure No, no body wants. But if this restaurant always says “HEY, I HAVE A NEW FOOD, IT IS AMAZING, COME AND GET IT. probably we would go and try their new amazing !!! food, after we taste it if it is nothing special I am sure that most of us would think we were cheated and dont want to come back again. It is unfortunately same in many movies too.
Hollywood is the most international and strongest film industry in the world. Many talented actors, writers, directors etc are working there and I respect all these people. They are working hard and sure they deserve to make money, but as an member of entertainment industry, I just want more entertainment for world. I want one thing from Hollywood. “Please dont make cool trailers and attract people, first shoot cool movies and than do the trailers.” Otherwise you will loose people, I am sure producers and many companies will make money but it will not give happiness to people.
You may think why I am writing so harsh about the Hollywood film industry.I tell you why, because I just watched J.J Abraham’s SUPER 8 because of the same reason.Nice trailer gave me the hope of nice time in the cinema after a long time !!! . Not just me, many people around the world have the same feeling. They will watch the trailer and say WOW, THIS IS A NICE MOVIE. So, they will go and spend their money for this movie. But after the movie most of them wont feel happy and satisfied.If they are, I really want to know HOW? Because something is missing, not just in this movie many other movies too.
Today we spend 20 dollars and watched the movie. J. J Abrahams is a very talented director and producer but what we got in the cinema was boring time. Nice visual effects, good acting and this is all. I watched it with many people in Taiwan, after the movie nobody was smiling or talking about the movie. It was very obvious that they felt unhappy.In one scene the producers even put many tanks which destroys and attacks everywhere, but the alien wasnt using any weapon. Tanks were shooting everywhere and some others shooting other places, no connection and no sense. At that time I said to myself: Why J.J put this scene in to movie? It was very clear that just for some effects thats all. If this is movie making so we can shoot many new movies in same way. Lets dont care what we shoot, put some effects, tell a bad story and show people 30 seconds amazing trailer. Get the money and forget the rest. I make money why would I care people? But those people are the people which support and save film industry in the world. The next movie you will need them too.
I know that producers cant make all the movies perfect and we the people cant like all the movies at the same time. But at least we need more respect from any film maker in this world. At least they can try to entertain us with better movies. If they can’t shoot those movies, I think stop making a bad movie is the best way. At least we can save our money for other things. We are not making millions of dollars and cant spend as much as we can. Film makers have to think about that too.
Hollywood created amazing movies and gave us good times but I am very sad that the change in the business during the time. Make a cool trailer, attract people and dont give them respect, this makes me sad. If this is entertainment I dont want to be an entertainer. When a person watches my shows or any other TV programs which I created, I have to give them ultimate entertainment.If ı cant make it I wait for the right timing, but would not show them what is really fake and attract them with 30 seconds trailers. If you give them care and respect. Believe me you can make more money than you imagine.
There are many talented but not famous script writers in the world. Believe me if one of them would write SUPER 8′s script and give to the producers. I am sure most of the producers would not like to shoot this movie. Because the script is very weak and doesn’t bring any happiness to audience. If entertainment is just money making I want to cogradulate J. J Abrahams, because he did it. He made a lot of money. I am sure he or any producer would not read what I write here,they even dont know who am I, and they also dont care it too. They will be on the best entertainment news in the world, will make amazing money with this kind of movies and they will have amazing life which we may never taste.
However, after this kind of movies which are based on good marketing, believe me more people will going to download movies and they will have right to do it. If movie industry dont respect audience, audience will never respect them too.
All the film industries must think the point I share with world.
Best regards,
Rifat Karlova
www.rifatkarlova.com
“Entertainment is an Art.”
Posted in entertainment, entertainment business, rıfat karlova, senaryo, show | Tagged actor, actress, Aktör, America, amerika, art, Asia, Asya, audience, award, aşk, ödül, bad, Bad Robot, box office, business, cheap, China, chinese, cinema, comment, cool, dünya film endüstrisi, director, dollar, download, endüstri, entertainment business, 電影, 台灣, 大陸. 亞洲, 美國, 中國, 超級8 , 導演, 演員, 快樂, 看電影,, free movie, fun, funny, Hollwood, host, IMBD, indir, J. J. Abrahams, kalite, kids, lost, love, Magazine, Mainland, making money, money, movie, next, oscar, para, passion, piracy, producer, professional, Program, quality, rating, respect, rich, Rifat Karlova, school, script, sektör, senaryo, sevgi, share, shooting, show, showman, Sinema, steven spielberg, Sunucu, super 8, Taiwan, talent, time, top 10, tutku, TV series, US Entertainment, USA, Warner Bross, what? how to make good movie?, why?, world, wufeng, Yapımcı, yetenek, Yeşilçam, şovmen, 娛樂行業, 外國人, 主持人, 土耳其人, 美國, | Leave a Comment »